Kent Tarihi
Sillyon’un diğer Pamphylia kentleri Perge, Aspendos ve Magydos gibi kökeninin Hititlere dayandığı ileri sürülmektedir. Sillyon adının Hitit metinlerinde geçen Šalluša’dan türediği ve Grekçe bir isim olmadığı kabul edilen bir görüştür. Pamphylia Bölgesi’nde Sillyon ile Perge’nin Hitit ve Luwi kaynaklarında yer aldığı çeşitli araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Sillyon, Hitit kaynaklarındaki Šalluša ile eşitlenmiştir. III. Hattuşili yıllıklarının 3. senesine ilişkin kayıtlarda Nahita kenti ile birlikte adı geçmekte ve Lukka kökenli bir kabile olarak gösterilmektedir. Öte yandan Sillyon’un komşu kenti Perge de Hitit metinlerinde geçmektedir. 1986 yılında Boğazköy’de bulunan bronz bir levha üzerinde geçen ve Hitit kralı IV. Tudhaliya (MÖ yak. 1265-1215) tarafından kaleme alınmış bir anlaşma metninde Parha Perge, Kaštaraya ise Kestros (Aksu) Nehri ile özdeşleştirilmiş ve bu görüş araştırmacılarca desteklemiştir. Bronz tablette verilen bilgilerden Perge’nin hemen doğusundaki Kaštaraya/Kestros’un, Lukka ülkesi ile Tarhuntašša’nın sınırı kabul edildiği çok nettir. Burada Perge-Parha, Lukka ülkesi sınırları içinde kalmış ve Tarhuntašša’nın güney sınırını Akdeniz oluşturmuştur.
Her ne kadar bilinen mimari kalıntılar bulunmasa da Sillyon’da yapılan yüzey araştırmaları sırasında bulunmuş ve MÖ VIII. ile VII. yüzyıla tarihlenen geometrik desenli ve konsantrik bezemeli seramikler, kentin Geometrik Dönemi için önemli verilerdir. Bu seramikler, şu ana kadar kentteki en erken tarihli buluntular olarak ön plana çıkmakta ve arkeolojik verilere dayalı yerleşme tarihini Geometrik Dönem’den itibaren başlatmamızı sağlamaktadır.

Bölge Haritası
Perslerin Anadolu’daki hâkimiyeti sırasında, Sillyon’un içinde bulunduğu Pamphylia Bölgesi de Pers hâkimiyetinde kalmış ve bu durum Büyük İskender zamanına kadar sürmüştür. MÖ V. ve IV. yüzyılda Pamphylia, Pers donanması ve garnizon birliklerinin toplandığı merkez üssü konumuna gelmiştir. Donanmanın merkezinin korunaklı Eurymedon Irmağı ağzı olduğu hem antik kaynaklar hem de arkeolojik verilerden anlaşılmaktadır. Antik kaynaklar ve modern çalışmalarda söz edilen Pamphylia’daki Pers garnizonun konuşlanabileceği en uygun yerin ise Sillyon olduğu görülmektedir. Kent, Pamphylia’nın diğer kentleri, Side, Perge ve Aspendos’a göre daha korunaklı ve doğal bir savunma hattına sahiptir. Tahkimatlı yapısıyla Sillyon’un bu özelliği, Pers askeri sisteminde şehirlerin akropolislerinde konumlanan phrourionlar(akra garnizonu) için uygundur. Nitekim kentte yapılan çalışmalarda bu döneme tarihlenen seramik ve mimari kalıntılar bahsedilen dönem aralığında bir yerleşmenin varlığına kanıt olarak değerlendirilir.
Büyük İskender’in kenti kuşatması ve bu kuşatmanın başarısızlıkla sonuçlanması kent tarihine dair önemli olayların başında gelir. Antik yazar Arrianus, Büyük İskender’in MÖ 334 yılında Pamphylia’ya geldiğini ve ordusuna bağlı bir birliğin Sillyon’u kuşattığını fakat alamadığını “İskender Side’de de bir miktar asker bırakarak Sillyon’a doğru hareket etti. Burası yabancı paralı askerler ve ülkenin yerlilerinden meydana getirilmiş bir kuvvetin savunduğu müstahkem bir yerdi. Sillyon’un ani saldırıyla çabucak alınması olanaksızdı. Ayrıca yolda Aspendosluların hiçbir şartı yerine getirmek istemedikleri, hem atları hem de parayı vermedikleri, aksine köylerdeki her şeyi kente taşıyarak İskender’in askerlerini kente sokmadıkları, hatta kentin yıkık surlarını da tamir etmeye çalıştıklarına yönelik haberler geldi. Ve bu haberler İskender’i Aspendos’a doğru ilerlemek zorunda bıraktı” şeklinde tasvir eder.
Büyük İskender sonrasında, Hellenistik Dönemde, Sillyon ile ilgili arkeolojik verilerin çoğaldığı ve bu buluntulardan Sillyon’un artık kent karakteri gösterdiği anlaşılmaktadır. Sillyon’un Hellenistik Dönemi ile ilgili önemli arkeolojik verilerin başında sikkeler gelmektedir. MÖ IV. yüzyıl sonlarında kent ilk önce bronz sonra gümüş sikke basmıştır. MÖ geç III. yüzyılda Sillyon sikkelerinde Pamphylia diyalekti görülmektedir. Sillyon’un kendi parasını basmasından anlaşılacağı üzere, kentin Hellenistik Dönemde özerk bir yapıya sahip olduğu açıktır. Sillyon’un bu dönemde kendi kendine yetebilen bir kent olduğu, Hellenistik Dönem içlerine tarihlenen yapılaşmadan da anlaşılmaktadır. Bu dönemde savunma karakteri gösteren yapıların çoğunlukta olması, Sillyon’un güçlü bir savunma sistemine sahip olduğunu göstermektedir.

Roma Dönemi Sikkesi İmparator Septimus Severus Roma Dönemi Sikkesi Tanrı Tan
Roma İmparatorluk Dönemi’nde Sillyon’un genişleyip büyük bir kent haline geldiği anlaşılmaktadır. Bu dönemde kentle ilgili yazıtlar önemli veriler sunmaktadır. Sillyon’da bulunmuş ve MS II. yüzyıla tarihlendirilmiş Megakles’in kızı hayırsever Menodora ve ailesinin yazıtları kentin bu dönemdeki sosyal ve ekonomik durumunu göstermesi açısından son derece önemlidir. Başta Menodora ve ailesinin desteği olmak üzere, Sillyon’un MS II. ve III. yüzyıllarda şehircilik açısından geliştiği ve birçok kamu ile dinsel yapının inşa edildiği söylenebilir. Pamphylia’nın Perge, Aspendos ve Side ile beraber en erken kurulan kentlerinden olan Sillyon’un, mimari dokusu ve kamu kurumları ile kentleşme sürecini MS II. ve III. yüzyılda tamamladığını düşünüyoruz. Anadolu’nun birçok kentinde olduğu gibi, Sillyon’da da Hellenistik Dönemden beri var olan birçok yapının bu dönemde yenilenmiş olduğu veya bazılarının ise yeni inşa edildiği görülmektedir. Şüphesiz bu yapılaşma kentin refah düzeyinin yüksek olduğunu ve mimari faaliyetlerde bulunduğunu göstermesi açısından son derece önemlidir. Dönemin sonlarına doğru yeni yeni beliren Hristiyanlıktan kentin ne kadar etkilendiği tam olarak bilinmemektedir. Fakat Hristiyanlara paganlar tarafından MS 313 yılında yapılan zulümden sonra bölgedeki yazıtlarda martyr (din şehidi) ve aziz isimleri yer almaya başlar. Bunlardan bir tanesi Sillyonlu Aziz Tribimis’tir. Bir lahit kapağı üzerindeki yazıttan varlığını bildiğimiz Aziz Tribimis (Ἔνθα ἐτέθη πρώτον ὁ ἅγιος Τριβιμις) zaferin sembolü olarak bilinen bir şehit (martyr)’tir.

Kentin erken dönem sikkesinin ön yüz betimi tanrı Ares Kentin erken dönem sikkesinin arka yüz betimi tanrı Zeus
Korunaklı doğal yapısı, stratejik konumu ve güçlü suruyla Sillyon’un, Bizans Dönemi’nde Pamphylia Bölgesi’nde meydana gelen birçok olaya rağmen bölgenin en güçlü kentlerinden biri olduğu görülmektedir. Bizans Dönemi Pamphylia’sında kent, bir piskoposluk merkezi olmuş ve bu statüsünü uzun süre korumuştur. 670’lerden sonra bölgenin stratejik şehri halini gelen Sillyon’un tarihi boyunca bölgede hiçbir zaman bu kadar ciddi bir konuma bir daha ulaşmadığı söylenebilir. Aziz Andreas Salos’un yaşam öyküsünde kentin bu güçlü yapısını daha iyi algılayabilmemize yardımcı olacak bir anlatıma rastlamaktayız. Aziz Andreas Salos Sillyon için “Sillyon aranan olacak, asla ele geçmeyecek ya da zapt edilmeyecektir” demektedir. Pamphylia Bölgesi, MS VII. yüzyılda Arap akınlarına maruz kalmıştır. Ticari güvenliği tehlike altına giren Bizans yönetimi, MS VII. yüzyılın ortalarından itibaren eyalet sistemi yerine bu akınlarla başa çıkabilmek için yeni bir idari sistemi kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu yeni sistem, “operasyon bölgesi, görev yeri” anlamlarına gelen thema’dır. Bu dönemde, Pamphylia ile Likya Bölgesi birlikte Thema Anatolikon’a dâhil olmuştur. Daha sonra VII. yüzyılın ikinci yarısında Kibyrraioton Theması kurulmuştur. Arap saldırıları döneminde Sillyon, korunaklı konumu nedeniyle VII.- IX. yüzyıllar arasında Kibyrraioton Thema’ya katılmış ve bu birliğin Pamphylia Ovası’ndaki merkezlerinden biri olmuştur. Öyle ki, Kibyrraioton Theması yöneticisinin imparator tarafından atanan Ek prosopou (ex persona – Temsilci – Milletvekili) Attaleia veya Sillyon’da oturduğu görülmektedir. Ayrıca bu dönemde Sillyon’un Isauria ile birlikte gümrük bölgesi olduğu anlaşılmaktadır. Böylece kentin vergilerin alınması için toplanan ürünlerin saklandığı imparatorluğun bir deposu ve bu depoya bağlı olarak sorumlu olan eyaletin ticaret ve vergi sistemini yürüten yöneticinin yaşadığı yer olduğu görülmektedir. VIII. yüzyılda Ioannes Echimos (Antonios Neos) Sillyon için önemli bir yönetici olarak karşımıza çıkar. Kendisi aslen kuzey Suriyeli olup, Kibyrraioton Thema’da ek prosopou (temsilci) olarak Sillyon ile birlikte anılmaktadır. Ioannes kesişleri ve din adamlarını Sillyon’a davet etmiştir. Böylece Sillyon’un sadece bir piskoposluk değil aynı zamanda rahip, rahibe ve keşişlerin yaşadığı bir yer olduğu anlaşılmaktadır. Onun döneminde, Arapların Sillyon’u kuşattığı; bu çarpışmada Ioannes Echimos’un tüm erkekleri silahlandırıp şehir suru üzerine çıkarttığı, kadınları da erkek gibi giydirerek düşman üzerinde kalabalık bir ordu etkisi yaratmak suretiyle belli bir mücadele sergilediği ve sonunda kuşatmanın püskürtüldüğü bilinmektedir.

Kentin erken dönem yazıtı