Osmanlı Mescidi / Aşağı Mescit
Yerel olarak Aşağı Mescit olarak bilinen Osmanlı Mescidi, Aşağı Kentin güneybatısında, Osmanlı Çeşmesinin yaklaşık 30 m güneyinde ve Su Kemerinin hemen üst kotunda konumlanmaktadır. İki mekânı olan yapının beden duvarlarının büyük ölçüde tahrip olduğu ve mekanların örtü sisteminin tamamen yıkılmış olduğu görülmektedir. 15,40 x 9,30 m ölçüleriyle dikdörtgen bir plan arz etmektedir. Mescidin güneyindeki mekânı 9,65 x 9,30 m; kuzey mekânı ise 7,85 x 6,10 m ölçülerindedir. Kuzey mekânın duvarları, güney mekâna oranla nispeten daha sağlam bir şekilde günümüze ulaşabilmiştir. Güney mekânın kuzey duvarı ortasında yer alan ve sonradan doldurularak kapatılan kapısı ile kuzeydeki mekânın kuzey duvarı ortasında açılan giriş kapısı aynı aks üzerindedir. Kuzey mekânın güney duvarı ortasındaki açıklık doldurularak mihraba dönüştürülmüştür. Birbirine bitişik iki mekândan oluşan Aşağı Mescit yapısının dış cephesinin ve iç duvarlarının sıvalı olduğu görülmektedir.

Osmanlı Mescidi
Osmanlı Mescidine ait herhangi bir kitabe ve arşiv belgesi bulunmadığı için yapının kim tarafından ve ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Fakat yapının mimari özellikleri göz önünde bulundurulduğunda güney mekânı ile kuzey mekanının farklı evrelerde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Antalya ve çevresinin Fatih Sultan Mehmet zamanında kesin olarak Osmanlı Devleti hâkimiyetine girmiş olması, İstanbul’un fethi sonrası Anadolu’nun güvenliğinin sağlanması, bu dönemde kale yerleşimlerinin terk edilerek yakındaki düzlük alanlara yerleşilmesi gibi bilgiler göz önüne alındığında; güneydeki mekânın en erken Fatih Sultan Mehmet zamanında (1451-1481) yapılmış olabileceği ileri sürülebilir. İki mekân arasındaki mimari farklılıklardan, kuzeydeki mekânın güneydoğu ve güneybatı köşelerinde görülen dilatasyon izlerinden ve yerleşimin yakınındaki mezarlıkta bulunan XVIII. yüzyıla ait mezar taşlarından hareketle, kuzey mekânın sonradan eklendiği ve en erken XVIII. yüzyıl başında yapılmış olabileceği düşünülmektedir. Nitekim yöre halkıyla yapılan sözlü görüşmede Mescidin dedeleri tarafından kullanıldığı bilgisine ulaşılmıştır.