Lagina ve çevresinde tespit edilen kalıntılara göre bölgedeki yerleşimler MÖ 3. bine kadar uzanmaktadır. Yarbaşı mevkiinde ele geçen Eski Tunç Dönemi mezarlarından sonra, bölgedeki en erken buluntular Submiken Dönemi'ne aittir. Lagina çevresinde MÖ 8. yüzyıldan itibaren küçük yerleşimler büyümeye ve yeni yerleşimlerin sayıları artmaya başlamıştır. Bu gelişimin bir sonucu olarak zaman içerisinde kutsal alanlar da imar edilip, anıtsal büyük yapılar inşa edilmiştir. Hekate Kutsal Alanı içerisinde Y. Boysal tarafından ele geçirilen ve Bodrum Müzesi’ne teslim edildiği belirtilen buluntulara göre erken eserlerin Geometrik Döneme kadar gittiği bilinmektedir.
Yazıtlara göre MÖ 6. yüzyılda, Hekate Kutsal Alanı'nın yaklaşık 600 m kuzeybatısında Koranza Kutsal Alanı vardı. Demosları olan bu kent, MÖ 4. yüzyılda bölgenin en önemli merkeziydi. Lagina bu dönemde Koranza’nın demoslarından birisiydi ve Lagina’da Hekate ile Koranza’da Apollon ve Artemis'e ait kutsal alanlar vardı. Epigrafik buluntuların dışında, kazılar sonucunda ortaya çıkarılan mezarlar ve arkeolojik buluntular da bu dönemdeki yerleşimin varlığını ve önemini açık bir şekilde göstermektedir.
MÖ 3. yüzyılın 2. çeyreğinde Stratonikeia antik kentinin adının değiştirilmesinden sonra aralarında Koranza’nın da bulunduğu ve pek çok küçük yerleşim yeri, Stratonikeia'nın birer demosu haline getirilmiştir. Bu idari değişikliğe rağmen Lagina önemini hep korumuştur. Hekate Kutsal Alanına bir demosluk hakkının verilmiş olması, bu dini merkezin önemini göstermektedir.
Stratonikeia ve çevresi MÖ 205 yılında Makedonya Kralı Philip'in eline geçmiş ve hiçbir savunma sistemi olmayan Lagina'da bu istiladan etkilenmiştir. Daha sonra Stratonikeia ve demosları fidye ödeyerek bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. MÖ 197 yılında bölge Rodos hâkimiyetine girmiştir. Lagina'da bulunan Hekate kültü ile Rodos Helios Rahipleri'ne ait kitabede, Rodos elçisinin Roma Senatosunda "Stratonikeia'nın kendilerine Antiokhos ve Seleukos tarafından verildiğini" açıklayan söylevi Rodos hâkimiyetinin en önemli belgesidir.
MÖ 189 yılına ait bir kitabede Stratonikeia ile Rodos arasında sınır antlaşması olduğu ve Bargylia kentinin hakemlik yaptığı göz önüne alınırsa, Rodos hâkimiyeti fazla uzun sürmemiş olmalıdır. MÖ 167 yılında Roma'nın yardımları ile Karia'nın bütün kentleri tamamen bağımsız olmuştur. Bölgenin önemli merkezi olan güçlü Mylasa antik kenti ile Stratonikeia'nın arasında MÖ 143 yılında ortaya çıkan sınır anlaşmazlığına Roma Senatosu hakemlik yapmıştır. MÖ 130 yılında ise Roma'ya başkaldıran Pergamon varisi Aristonikos Romalılardan korunmak için Stratonikeia'ya sığınmıştır. Bunlara dayanarak MÖ 2. yüzyılın 2. yarısı içinde Stratonikeia'nın, Mylasa ile sınırları olan geniş bir hâkimiyet bölgesine sahip bağımsız ve güçlü bir kent olduğu anlaşılmaktadır.
Anadolu'yu Romalılardan temizlemek için mücadele veren Pontus Kralı Mithridates'e karşı Roma'yı savunan Stratonikeia MÖ 88 yılında Mithridates'in işgaline uğrar. Romalılar MÖ 81 yılında Pontusluları yener ve Stratonikeia mükâfatlandırılarak kentin 50 km. kuzeydoğusunda yer alan Hydisos şehri ve topraklarını Stratonikeia'ya verilir. Böylece Stratonikeia MÖ 1. yüzyılın ilk yarısında da oldukça geniş topraklara sahip olur. MÖ 40 yılında Partlarla birleşen Romalı General Labianus Romalılara karşı açtığı mücadelede Stratonikeia'ya saldırır ama ele geçiremez. Bunun üzerine Lagina Hekate Kutsal Alanı’nı yağmalar. Bu yağmada harap olan yapıların tamiri için Augustus MÖ 27 yılında büyük bağışta bulunmuştur. Bu bağış kitabesi halen temenos propylonunun lentosunda yer almaktadır.
İmparator Augustus'un Lagina’ya yardım ederek yeni yapıların inşa edilmesini sağlaması ve bunu özellikle giriş kapısına yazdırması, burasının Roma Dönemi’nde de bölge için önemli olmasından kaynaklanmaktadır. Roma İmparatorluk ve Geç Antik Çağ boyunca kutsal alan önemini hep korumuştur. MS 4. yüzyılın ilk yarısında tanınan serbestliğin hemen arkasından; altar ile tapınak arasına Bazilikal planlı bir kilise inşa edilmiştir. Bu yapılar ele geçen sikke buluntularına göre MS 4. yüzyıl 3. çeyreğinde bir deprem ile yıkılınca tüm alanın terk edildiği anlaşılmaktadır. Daha sonra propylonun güney duvarında henüz kazısı yapılmamış, bu döneme ait apsisli bir yapı inşa edilerek kullanılmaya devam edilmiştir.
