Kolossai’nin yer aldığı Lykos (Çürüksu) Vadisi, Batı Anadolu’nun tarih öncesinden itibaren iskân görmüş önemli havzalarından biridir. Vadide Neolitik Dönem’e kadar uzanan yerleşim izleri tespit edilmiş; Orta Kalkolitik Dönem sınırlı olmakla birlikte, Geç Kalkolitik Dönem’de yerleşim yoğunluğunun belirgin biçimde arttığı gözlemlenmiştir. Kolossai’nin bulunduğu stratejik geçiş alanı, Tunç Çağı’ndan itibaren kesintisiz iskânın sürdüğünü düşündürmektedir. Kentin, kesin olmamakla birlikte, MÖ 2. binyılda Hitit metinlerinde geçen “Huwalušija / Hu-u-wa-lu-ša” gibi ad varyantlarıyla ilişkilendirilebileceği ileri sürülmektedir.

  

Menderes Vadisi Haritası Üzerinde Kolossai (Map Credit: B. Yener, 2025) 

Kolossai’nin adı antik literatürde ilk kez açık biçimde Herodotos tarafından zikredilmektedir. Herodotos, Phrygia’nın büyük şehirlerinden biri olarak tanımladığı Kolossai’den söz ederken, Pers Kralı I. Kserkses’in (MÖ 486–465) MÖ 480 yılında Yunanistan seferi sırasında Anaua’yı (Sarıkavak/Afyon) geçerek Kolossai’de konakladığını ve Lykos Irmağı’nın burada bir yarıktan akarak kaybolduğunu aktarmaktadır (Hist. VII, 30). Bu kayıt, kentin MÖ 5. yüzyılda hem stratejik hem de coğrafi açıdan dikkat çekici bir merkez olduğunu göstermektedir.
MÖ 401 yılında gerçekleşen bir diğer tarihsel olay, Kolossai’nin bölgesel önemini ortaya koymaktadır. Ksenophon, Anabasis’te, Cyrus’un kardeşi Pers Kralı Artakserkses’e karşı yürüttüğü sefer sırasında ordusunun “büyük ve zengin bir kent” olarak tanımladığı Kolossai’de yedi gün konakladığını belirtmektedir (Anab. 1.3.7). Bu ifade, Klasik Dönem’de kentin ekonomik ve demografik açıdan güçlü bir konuma sahip olduğunu göstermektedir.
Hellenistik Dönem’e gelindiğinde, Lykos Vadisi’nde yeni kurulan Laodikeia ve Hierapolis kentlerinin giderek güçlenmesiyle Kolossai’nin bölgesel ağırlığı nispeten azalmıştır. Bununla birlikte kent, özellikle yün üretimi ve tekstil ticareti bağlamında önemini sürdürmüştür. Strabon, Laodikeia’da yetiştirilen siyah ve yumuşak tüylü koyunların Kolossai’de de bulunduğunu ve bu hayvanların önemli ekonomik gelir sağladığını aktarmaktadır (Geog. XII, 8–16). Plinius ise söz konusu yünlerin, Cyclamen çiçeğinden elde edilen mor ton nedeniyle “colossinus” olarak adlandırıldığını belirtmektedir (Nat. Hist. XXI, 51).

Kolossai Akropolis Havadan Görünüm (Photo Credit: Kolossai Kazı Arşivi, 2023)

Roma İmparatorluk Dönemi’nde Kolossai, Lykos Vadisi’nin diğer iki önemli merkeziyle birlikte anılmaktadır. Ancak MS 60 yılında, İmparator Nero döneminde meydana gelen büyük deprem, Kolossai, Laodikeia ve Hierapolis’i ciddi biçimde etkilemiştir. Bu felaket sonrasında Kolossai’nin eski gücünü bütünüyle yeniden kazanamadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, Hadrianus Dönemi’nde (MS 117–138) kentin yeniden toparlanma sürecine girdiği düşünülmektedir.
Coğrafi ve jeolojik özellikleri nedeniyle depremselliğe açık olan bölge hakkında Strabon, Lykos’un birçok yerde yeraltından akarak yeniden yüzeye çıktığını, bunun da ülkenin yeraltı boşluklarıyla dolu olduğunu ve depremlere elverişli bir yapı sergilediğini ifade etmektedir (Geog. XII, 8–16/17). Bu gözlem, hem doğal çevre hem de kentsel süreklilik açısından belirleyici bir faktör olmuştur.
MS 1. yüzyılda Kolossai, erken Hristiyanlık tarihi açısından da önemli bir merkez hâline gelmiştir. Aziz Paulus’un Kolossaililere yazdığı mektup, kentin bu dönemde Hristiyan cemaatine sahip olduğunu göstermektedir. Hristiyanlığın kentte yayılmasında Epaphras’ın etkin rol oynadığı kabul edilmektedir. Bu durum, Kolossai’nin yalnızca ekonomik değil, dini açıdan da bölgesel bir merkez olduğunu ortaya koymaktadır.
Geç Roma ve Erken Bizans Dönemi’nde Kolossai, özellikle Başmelek Mikail kültü ile öne çıkmıştır. MS 4. yüzyılda ortaya çıktığı düşünülen St. Michael Kilisesi ile birlikte kent, Anadolu’daki önemli Hristiyanlık merkezlerinden biri hâline gelmiş ve Khonai adıyla MS 858 yılında başpiskoposluk statüsü kazanmıştır.
MS 7. ve 8. yüzyıllarda yaşanan Arap akınları, Kolossai’nin kentsel dokusunda ciddi tahribata yol açmış; bu süreçte yerleşimin yaklaşık 4 km güneyde, Kadmos (Honaz) Dağı’nın eteklerinde kurulan Khonai’ye taşındığı düşünülmektedir. Ayrıca Justinianus ve V. Constantine dönemlerinde görülen veba salgınları da bölgedeki nüfus ve ekonomik yapıyı olumsuz etkilemiştir.
Orta Bizans Dönemi’nde Khonai, önemini korumaya devam etmiş; İmparator VI. Leon’un (MS 886–912) gerçekleştirdiği idari düzenlemede başpiskoposluk statüsünü sürdürmüştür (Ramsay 1895, 214). 1070 yılından itibaren Selçuklu Türk akınlarının Lykos Vadisi’nde görülmesiyle birlikte bölge, Bizans ve Türk güçleri arasında mücadele alanına dönüşmüştür.
Khonai’li tarihçi Niketas Khoniates, Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’un Myriokephalon Savaşı öncesinde Khonai’ye gelerek St. Michael Kilisesi’ni ziyaret ettiğini aktarmaktadır (Hist. VI, 231). Bu anlatım, kentin Orta Bizans Dönemi’nde hâlen dini ve sembolik önem taşıdığını göstermektedir.

Böylece Kolossai, prehistorik yerleşim evrelerinden başlayarak Hitit dönemi olası referanslarına, Klasik Çağ’daki bölgesel gücüne, Roma İmparatorluk Dönemi’ndeki dönüşümüne ve Bizans Dönemi’ndeki Khonai evresine kadar uzanan çok katmanlı bir tarihsel süreklilik sergilemektedir. Kentin kronolojisi, Batı Anadolu’nun siyasi, ekonomik, dini ve jeodinamik tarihine paralel bir gelişim çizgisi ortaya koymaktadır.

Menü