Kolossai’nin Hristiyanlık tarihi, iki ana aşamada izlenebilir. İlki, MS 1. yüzyılda Aziz Paulus çevresiyle bağlantılı erken Hristiyan cemaatinin oluşumudur. İkincisi ise Geç Antik Çağ ve Bizans dönemlerinde Başmelek Mikail kültü etrafında gelişen kutsal geleneğin, zamanla Khonai kimliği altında güç kazanmasıdır. Aziz Paulus ile ilişkilendirilen Koloselilere Mektup, Kolossai’de Hristiyanlığın Epaphras’ın faaliyetleri aracılığıyla erken dönemde yayıldığını göstermesi bakımından büyük önem taşır. Bu yönüyle Kolossai, yalnızca Yeni Ahit’te adı geçen bir kent değil, erken Hristiyanlığın Anadolu’daki gelişiminde etkili olmuş bir cemaat merkezidir.
Aziz Paulus (AI Visual)
İlerleyen yüzyıllarda kentin dinsel önemi, Başmelek Mikail’e adanmış kutsal gelenekle daha da belirginleşmiştir. Khonai ile ilişkilendirilen hagiografik anlatılarda, Başmelek Mikail’in mucizeleri nehir, vadi, şifalı su ve kayalık geçitlerle çevrili bir coğrafya içinde tasvir edilir. Elçilerin Chairetopa ya da Keretapa adı verilen bir yere geldikleri, burada ortaya çıkan şifalı bir kaynağın birçok hastayı iyileştirdiği anlatılır. Bu anlatılar, yer yer tutarsızlıklar taşısa da, kutsal mekânı ısrarla ırmağın hemen yanında konumlandırır. Bu durum, bölgenin doğal çevresinin yalnızca bir fon değil, kutsallığın ayrılmaz bir parçası olarak görüldüğünü göstermektedir.
Anlatıda Archippus’un, Başmelek Mikail’e adanmış kutsal alanın görevlisi olarak tanıtılması da dikkat çekicidir. Bu ayrıntı, geleneğin zamanla Khonai adıyla anıldığını ve burada kurumsal bir hafızaya dönüştüğünü ortaya koyar. Ancak bu durum, kutsal alanın başından itibaren doğrudan Khonai yerleşim merkezinde bulunduğu anlamına gelmez. Anlatıdaki nehir, boğaz, yarık ve su akışı gibi topoğrafik unsurlar, kutsal alanın Lykos Irmağı ile bağlantılı olarak eski Kolossai çevresinde aranmasının daha doğru olacağını düşündürmektedir. Başka bir ifadeyle, Khonai adı altında yaşatılan kutsal gelenek, büyük ölçüde eski Kolossai peyzajına bağlı görünmektedir.
Baş Melek Mikail'in Kolossai Mucizesi (AI Visual)
Bu kutsal anlatılar aynı zamanda bölgedeki dinsel ve kurumsal rekabeti de yansıtır. Laodikeia ve Hierapolis gibi komşu merkezlerin, hac niteliği taşıyan bu kutsal alan üzerinde nüfuz kurmak istemiş olabileceği; buna karşılık Kolossai’nin de kendi dinsel konumunu korumaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Böylece Başmelek Mikail kültü, yalnızca bir inanç konusu değil, aynı zamanda bölgesel dini otoritenin şekillendiği bir alan hâline gelmiştir.
Khonai’nin Kolossai’nin ardılı yerleşim olarak öne çıkması da bu süreçle bağlantılıdır. Bu değişim, yalnızca yeni bir adın ortaya çıkması değil, yerleşim merkezinin daha korunaklı bir alana kayması anlamına gelir. Özellikle 7. ve 8. yüzyıllardaki Arap akınları sonrasında, vadinin açık kesimlerinden güneydeki daha savunulabilir topoğrafyaya yönelme eğilimi güçlenmiştir. Bu süreçte eski Kolossai adı giderek geri planda kalmış, buna karşılık Khonai hem yerleşim hem de dini kimlik bakımından öne çıkmıştır. MS 858 yılında başpiskoposluk statüsü kazanması da bu dönüşümün kurumsal boyutunu açıkça göstermektedir.
Başmelek Mikail geleneğinin en dikkat çekici yönlerinden biri, bölgenin doğal yapısını kutsal anlatının parçası hâline getirmesidir. Efsaneye göre, düşmanların kutsal alanı sular altında bırakma girişimi sırasında Başmelek Mikail bir kaya kütlesini yararak suları derin bir yarığa yönlendirmiştir. Bu anlatı, yalnızca bir mucize hikâyesi değil, aynı zamanda bölgenin coğrafi yapısını açıklayan bir hafıza biçimidir. Lykos Irmağı’nın Kolossai yakınlarında bir yarığa girerek kaybolması, antik kaynaklarda da bilinen bir gözlemdir. Bu nedenle Başmelek Mikail geleneği, yerel coğrafya ile kutsal anlatının iç içe geçtiği güçlü bir kültürel miras niteliği taşımaktadır.

Kolossai 'nin yanında akan Aksu Deresi, belirli kesimlerde yüzeyden kaybolarak yer altından akışını sürdürmektedir (Photo Credit: B. Yener, 2021)
Sonuç olarak Kolossai’nin Hristiyanlık tarihi, erken dönemde Aziz Paulus ve Epaphras çevresindeki cemaatleşme süreciyle, daha sonraki yüzyıllarda ise Başmelek Mikail kültü etrafında gelişen kutsal gelenekle şekillenmiştir. Bu ikinci evre, Khonai adı altında kurumsallaşmış olsa da, kökleri eski Kolossai’nin peyzajına ve kutsal hafızasına uzanmaktadır. Böylece Kolossai–Khonai hattı, yalnızca bir yerleşim değişimini değil, kutsal mekân hafızasının yüzyıllar boyunca nasıl korunup yeniden yorumlandığını da göstermektedir.