istiklal Marşı









İstiklal Marşı İstiklâl Marşı, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin millî marşı. Güftesi, Anadolu'da Millî Mücadele'nin devam ettiği sırada Mehmet Âkif Ersoy tarafından kaleme alınmış şiirdir.
Korkma, sönmez Sönmek:
Tükenmek, yok olmak
bu şafaklarda Şafak:
Güneş doğmadan önce ufukta görülen aydınlık
yüzen al sancak; Al Sancak:
Türk bayrağı.

sönmeden yurdumun Yurt:
Bir milletin üzerinde yaşadığı toprak, vatan.
üstünde en son ocak.
O benim milletimin Millet:
Aynı topraklar üzerinde yaşayan, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu.
yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, O benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım çehreni Çehre:
Yüz, surat, sîmâ
ey nazlı hilal! Hilal:
Ayın ilk günlerinde aldığı yay biçimi,yeni ay.

Kahraman Kahraman:
Savaşta yiğitlik ve cesâret göstererek korkusuzca dövüşen kimse.
ırkıma Irk:
İnsan cinsinin belli başlı çeşitlerinden her biri, nesil.
bir gül ne bu şiddet Şiddet:
Tabiî hâlinden daha fazla olma, aşırılık, fazlalık.
bu celal? Celal:
Yücelik, büyüklük, ululuk, azamet.

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal,
Hakkıdır, Hak:
Doğru, gerçek.
Hakk'a Hak:
Allah, Cenâbıhak, Tanrı, Hudâ
tapan, milletimin istiklâl. İstiklal:
Maddî veya mânevî bakımdan kimseye bağlı olmama, bağımsızlık.


Ben ezelden Ezel:
Yaratılışından îtibâren, yaratıldığından beri.
beri hür Hür:
Herhangi bir şeye bağlı olmayan, özgür.
yaşadım, hür Hür:
Herhangi bir şeye bağlı olmayan, özgür.
yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş Kükremiş:
Etrâfı titreten sesler çıkarmak, yüksek sesle bağırmak.
sel gibiyim; bendimi Bend:
Bağlamak, set çekmek ve engel olmak.
çiğner aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere Engin:
Ucu bucağı görünmeyecek kadar geniş, göz alabildiğine uzanan.
sığmam,taşarım.

Garb’ın Garb:
Batı, günbatısı ya da eski dilde garp.
âfâkını Âfâk:
Göğün yerle birleşmiş gibi göründüğü kısımlar.
sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim iman İman:
Allah’a inanma, dînî inanç.
göğsüm gibi serhaddim Serhad:
Sınır, Sınır boyu.
var.
Ulusun,Ulus:
Millet, topluluk, kavim
korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
"Medeniyet!" Medeniyet:
Uygarlık
dediğin tek dişi kalmış canavar Canavar:
Azgın, vahşî, yırtıcı hayvan.


Arkadaş! Arkadaş:
Aralarında yakınlık, dostluk bulunan kimselerden biri.
Yurduma Yurt:
Bir milletin üzerinde yaşadığı toprak, vatan.
alçakları uğratma sakın;
Siper Siper:
Korunmak, gizlenmek maksadıyle arkasına, saklanılacak şey.
et gövdeni, dursun bu hayâsızca Hayasız:
Utanma duygusu olmayan, utanmaz, arlanmaz.
akın. Akın:
Bir şeyin kalabalık ve yoğun bir halde gelişi veya gidişi.

Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın... Hak:
Allah, Cenâbıhak, Tanrı, Hudâ.

Kim bilir, belki yarın... belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme tanı!
Düşün altında binlerce Kefensiz yatanı.
Sen şehîd Şehid:
Allah yolunda ve din uğrunda savaşırken ölen kimse
oğlusun, incitme, yazıktır atanı; Ata:
Cet, dede, büyük baba ve aynı soydan daha önce yaşamış olan kimse.

Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet Cennet:
Çok güzel, iç açıcı, huzur verici yer.
vatanın Vatan:
Bir milletin üzerinde yaşadığı, hâkim olduğu toprak.
uğruna olmaz ki fedâ? Fedâ:
Bir şeyi diğer bir şey uğruna vermek.

Şüheda Şüheda:
Şehit; Bir şeyi diğer bir şey uğruna vermek.
fışkıracak, toğrağı sıksan Şüheda! Şüheda:
Şehit; Bir şeyi diğer bir şey uğruna vermek.

Cânı, Cân:
yaşama, yaşam.
cânânı, Cânân:
Yar , sevgili.
bütün varımı alsın da Hudâ, Hudâ:
Her şeyin yaratıcısı olan tek ve mutlak varlık.

Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ Cudâ:
Ayrılmak, ayrı kalmak, ayrı düşmek


Ruhumun Ruh:
İnsan ve hayvanda vücûdu canlı kılan, bilen, duyan ve idrak eden hayat gücü, hayat cevheri, can.
senden, İlâhî, İlah:
Allah, Tanrı.
şudur ancak emeli: Emel:
gerçekleşmesi zamana bağlı istek, amaç.

Değmesin ma'bedimin Mabed:
Bir dîne inananların ibâdet etmelerine mahsus yer, tapınak, ibâdethâne.
göğsüne nâ'mahrem Namahrem:
el, yabancı.
eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri Şehâdet:
Görülen ve bilinen bir durum veya iş hakkında şâhitlik etme, tanıklık yapma.
dînin Din:
İnsanların imanlarını, Allaha olan ibadet ve davranışlarının düzenlenmesini sağlayan inanış biçimi.
temeli-
Ebedi Ebedi:
Sonsuz, ölümsüz, bâkî.
yurdumun üstünde benim inlemeli

O zaman vecd Vecd:
Bir şey karşısında duyulan hayranlık veya sevgiden dolayı kendinden geçme durumu, istiğrak hâli.
ile bin secde Secde:
Allah’ın yüceliğine karşı hiçliğini göstermek için vücudun burun, alın ve el gibi uzuvlarını yere değerek kapanma hareketi.
eder -varsa- taşım;
Her cerîhamdan, Cerîham:
Yara; Bir şeyin üzerinde açılan kesik, oyuk, yarık.
İlâhî, İlâhî:
Allah, Tanrı.
boşanıp Boşanmak:
Birdenbire ve şiddetle akmak, dökülmek.
kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-i Ruh:
İnsan ve hayvanda vücûdu canlı kılan, bilen, duyan ve idrak eden hayat gücü, hayat cevheri.
mücerred Mücerred:
Madde ve cisim hâlinde olmayan..
gibi yerden na'şım; Naaş:
Ölmüş kimsenin vücûdu, ölü, ceset.

O zaman yükselerek Arş'a Arş:
İslâm inancına göre göğün en yüksek katı, âlem tasavvurunda en yüksek nokta.
değer, belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Helâl:
Dînin yasaklamadığı (şey, hareket ve davranış).

Ebediyen Ebediyen:
Sonsuza değin, sonsuz olarak, sonsuzluğa kadar.
sana yok, ırkıma Irk:
İnsan cinsinin belli başlı çeşitlerinden her biri, nesil, sülâle, zürriyet.
yok izmihlâl: İzmihlal:
Yok olma, mahvolma, yok olup bitme, yıkılma, çökme.

Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hürriyet:
Herhangi bir şeyle kayıtlı ve bağlı olmama, bir baskı altında tutulmama.

Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin İstiklal İstiklal:
Maddî veya mânevî bakımdan kimseye bağlı olmama, bağımsızlık.


Mehmet Akif Ersoy Mehmed Ragîf, daha sonra Mehmet Âkif Ersoy, Türk şair, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur'an mütercimi ve siyasetçidir. Mehmet Âkif Ersoy, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ulusal marşı olan İstiklâl Marşı'nın yazarıdır. "Vatan Şairi" ve "Millî Şair" unvanları ile anılır.


Test-1 Test-2