Bizi Takip Edin

Menü

Rusya'da Siyaset ve Oligarşi

Sinan OĞAN

2003 / ASAM Yayınları

 

20. yüzyılın son on yılı, Avrasya’daki yeniden yapılanma çerçevesinde bu coğrafyayı ön plâna çıkarmıştır. Türkiye, Avrasya coğrafyasının büyük bir bölümüne hâkim olan ve soğuk savaş döneminde dünya hegemonyası için küresel bir mücadele veren SSCB’nin ve sosyalist dünya sisteminin yıkılışından sonra ortaya çıkan bölgesel ve küresel gelişmelere ve yeni yapılanmalara hazırlıksız yakalanmıştır. 

Ön Söz 

Tarihte büyük imparatorluklar kuran ve dünya gücü statüsüne ulaşan Rusya’nın bu büyük devlet tecrübesine rağmen ülke yönetimi değişik sistemler içerisinde olsa bile her zaman bir grup ve aile tarafından yürütülmü ve Rusya’da demokrasi hep ‘Ruslara özgü’ olagelmiştir. Çarlık İmparatorluğu döneminde yönetim Çar ailesi ve onların etrafında kümelenen soylular tarafından gerçekleştirilirken, ‘işçi sınıfının iktidarı’ sloganıyla devrim yaparak iktidarı ele geçiren komünistlerin yönetimindeki Rusya’da ayrıcalıklı sınıf bu defa ‘Politbüro’ ve ‘Nomenklatura’ olmuştur. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla onun mirasçısı olarak ortaya çıkan Rusya Federasyonu’nda demokratik tavırlar sergileyen Boris Yeltsin’in iktidara gelişi Rus halkında uzun süreden beri özlemi duyulan ‘demokratik yönetim’ anlayışının yerleşeceğine dair umutları artırmış ancak, özellikle de Yeltisn’in ikinci dönem devlet başkanlığı sırasında ülkeyi yönetemeyecek kadar hasta olması iktidarın Yeltsin’den yavaş yavaş onun aile bireylerinin de içinde yer aldığı belirli bir gurubun eline geçmesine sebep olmuştur. Aile bireylerinin ve onların etrafında saf tutan işadamlarının ülkede giderek etkinliği ele almaları ve fiilen ülkeyi yönetecek konuma gelmeleri Rusça’da ‘semya’ olarak anılan ‘aile’ kavramını politik bir terime çevirmiş ve Rusya’da iktidar yerine bu kavram kullanılmaya başlanmıştır. 
 
Demokrasinin savunucusu olarak iktidara gelen Yeltsin iktidarı döneminde zamanla yönetimin belirli bir grubun eline geçmesi ve ‘aile’ olarak da anılan bu grubun bireylerinin kendi çıkarlarını fazlasıyla Rusya’nın çıkarlarının önünde görmesi devleti dağılmanın eşiğine getirmi. ve Yeltsin’in sağlık sorunları sebebiyle ülkeyi daha fazla yönetemeyeceği anlaşılınca da krizler içerisinde boğulan ülkede ‘aile’nin de çıkarlarını koruyacak yeni bir isim aranmaya başlanmıştır. Bu arayışların bir neticesi olarak bizzat ‘aile’ tarafından bulunarak iktidara getirilen Vladimir Putin devlet yönetimine yeni bir anlayış getirerek Rusya tarihinde belki de ilk defa iktidar belirli çıkar guruplarından temizlemeye başlamıştır. Başkan Putin, Yeltsin döneminde çoğunlukla devlet mallarının çok ucuz fiyatlarla özelleştirilmesi sonucu zenginleşen ve sahip oldukları çok büyük finansal ve politik güçler sebebiyle de ‘oligark’ olarak adlandırılan bu gruba kesinlikle taviz vermemi. ve devlet yönetimini çeşitli grupların etkisinden arındırarak seçilmiş yöneticilere teslim etmiştir. 
 
Rusya’da güçlü devlet ve Rusya’nın yeniden eski gücünü kazanması gerektiğine dair söylemlerle iktidara gelen Putin, Ocak 2000’de ulusal güvenlik doktrini, Nisan 2000’de askeri doktrin ve Temmuz 2000’de yeni dış politika doktrinini kabul ederek yeni yönetiminin temel politikalarının esaslarını ortaya koymuştur. Ardından girişilen Federal Reformlar merkezi devletin son dönemlerde kaybedilen gücünü yeniden kazanmasını sağlamıştır. Bu amaçla Bölgeselleşmeyi engellemek ve Rusya idari yapılanmasında merkezileşmeyi yeniden sağlamak için ülke askeri yapılaşmaya uygun olarak Rusya Federasyonu valilerini devlet başkanının tayin edeceği 7 askeri ve idari bölgeye bölünerek federal reformlar gerçekleştirilmiştir. İçeride iktidarı giderek elinde toplayan Putin, oligarklarla ve medya tekelleriyle de başarılı bir mücadele gerçekleştirmiştir. Putin reformları nın mantıksal devamı olarak gerçekleştirilen Adli Reformlar ve ilk defa el atılan askeri reformlar Rusya’ya yepyeni bir çehre kazandırmıştır. 
 
Uluslararası konjonktürün de etkisiyle ekonomik reformlarda sağlanan başarı ve enerji alanında kazanılan stratejik üstünlükler enerji konusunu Rus dış politikasında önemli stratejik araçlar içerisine sokmuştur. Diğer yandan Rusya artık uluslararası bir güç olmadığının farkına varmış ve bölgesel bir güç olmak yolunda çabalarını artırmıştır. Uluslararası gerçekleri iyi kavrayan Putin, Rusya’yı küresel iddialardan vazgeçirerek bölgesel bir güç olma yönünde önemli adımlar atmıştır. Bu amaçla Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Küba’daki elektronik dinleme merkezinin ve Vietnam’daki deniz üssünü kapatarak Soğuk Sava. yıllarının sembolü olarak değerlendirilen Rusya’nın eski SSCB mekanı dışında bulunan en önemli stratejik askeri merkezlerini kapatmı. ve gereksiz maddi kayıpları önlemiştir. Ancak dışarıdaki üstlerini kapatırken BDT bölgesinde Başta Kırgızistan olmak üzere yakın çevresinde yeni askeri üstler açma girişimlerini hızlandırmıştır. Diğer yandan Başkan Putin’in, Rusya ve ABD’nin artık düşman olmadığını beyan etmi. ve 11 Eylül’den sonra ABD ile uluslar arası teröre karşı i.birliği yapmıştır. NATO ile de i.birliği yapan Putin’in Rusya’sı AB ile ilişkileri en üst noktasına çıkarmıştır. Başkan Putin’in kişisel yönetim gücü ile giriştiği bütün bu başarılı çalışmalar Rusya’yı yeniden uluslar arası arenanın saygın bir üyesi konumuna getirmiştir. 
 
Ancak, Rusya’da sorunların çokluğu ve kısa süre zarfında değişemeyecek olan tarihsel mentalitenin de baskısıyla Rusya’ya özgü demokrasi anlayışı Putin ile de devam etmiştir. Özellikle de Başkan Putin tarafından uygulanan ‘upravlayimaya demokratiya’ yani yönetilebilir demokrasi anlayışı zaman geçtikçe Başkan Putin’in etrafında güvenlikçi ve Petersburglulardan oluşan yeni bir ekibin ve daha geni. anlamda iktidar grubunun ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu yeni ‘hemşehri’ gruplaşması başta oligarklar olmak üzere kendilerine politik rakip olma potansiyeline sahip bütün güçlere karşı iktidar araçları kullanılarak baskı oluşturulmaya başlamıştır. Siloviklerin etkisi altında bulunan Petersburg ekibi bugün tam anlamıyla Rusya’da yönetim üzerinde etkinliğini kurmuş ve sıra ondan daha da önemli olan Rusya’nın ekonomik gücü üzerinde hakimiyetini ilan etmeye gelmiştir. Ancak bu gücü büyük oranda ellerinde tutan oligarkların pek de kolay teslim olacakları düşünülmemektedir. Kaldı ki, oligarklar teslim olmak bir yana destekledikleri siyasal partiler aracılığı ile devlet yönetiminde etkinliklerini arttırmaya çalışmaktadırlar. Bu mücadelenin ilk aşaması olan Aralık ayındaki Duma seçimleri bir yana bırakılsa bile Mart 2004’deki devlet Başkanlığı seçimleri ve yine 2008 başkanlık seçimleri bu manada Rusya’da bu iki grup arasında önümüzdeki on yıllar içerisinde Rusya’yı hangi grubun yöneteceğinin belirleneceği ve adeta Rusya’nın kaderini belirleyen tarihi aşamalardan birisi olacaktır.


Kaynak: http://www.turksam.org/tr/kitap4.html


e-kitap olarak tamamını okumak için tıklayınız.

Yorumlar