Bizi Takip Edin

Menü

İngilizlerin Arap Bürosu ve Osmanlı 

OSMAN YILDIRIM - (Akdeniz Üniversitesi, Tarih)


İNGİLİZ CASUSU LAWRENCE (1888-1935)


İngiltere çıkarları doğrultusunda hareket edip, çeşitli teşkilatlar kurarak plânlarını sistematik hale getirmiştir. Bu teşkilatlardan biri de, Arap hareketinde doğrudan önemli rol oynayan Arap Bürosu’dur.

 

Bu çalışmanın amacı 1916 yılında kurulan, Arap hareketinin sonuna kadar devam eden ve hakkında detaylı çalışmaların yapılmadığı bir konu olarak karşımıza çıkan Arap Bürosu’nun bilinen taraflarını pekiştirip, bilinmeyen taraflarına değinerek konuya açıklık getirmektir. Mezkûr büro etrafında organize edilmeye çalışılan Arap hareketi, uzman kadrosu sayesinde, fiiliyata dökülerek Osmanlı Devleti’nin hakimiyetinin zayıflamaya yüz tutmuş topraklarında başarıya ulaşır. Büronun faaliyetleri içerisinde, Arap kabilelerinin zaaflarını da kullanmak yer alır. Burada kabilelerin en büyük zaafları, kabile yaşam tarzını benimseyip, yağmacı olmalarıdır. Sadece yağmacılık değil, Kahire’den gelen altınlar da zaaflar arasında sayılabilir. Emir Faysal etrafında gerçekleşen bağımsızlık hareketinin, bu yönüyle askerleri tarafından tam anlamıyla anlaşılmadığı göze çarpmaktadır. Onlar için yağma ve altınlar ön plânda olmuştur. Kısacası hareketin senaryosunu Arap Bürosu yazmış, Araplar da bu senaryoyu oynamışlardır.

 

A) CİHAD VE ARAPLAR

Osmanlı Devleti, Goben ve Breslau olayından sonra I. Dünya Savaşı’na Almanya’nın yanında girince; İngiltere, Osmanlı Devleti aleyhinde propagandalara başlayıp topraklarını tehdit eder. Devlet; ordunun ayakta kalıp savaşabilmesi ve gerekli ihtiyaçlarının giderilmesi için, Almanya’dan maddi destek talebinde bulunur. Cevap olarak 21 Ekim 1914’de parça parça gönderilmekle beraber, Almanya toplam 2 milyon altın maddi destek sağlar.[1] Osmanlı Devleti 1914 Kasım’ında, kendi toprağında yaşayan Araplara “cihad”[2] çağrısında bulunduğunda herhangi bir kıpırdama olmamıştır. Bunun nedeni bu bölgede Osmanlı Devleti aleyhinde İngiltere’nin faaliyetlerini sürdürmesidir. İngiltere’nin Hindistan bakanı Lord Crewe’nin açıklamaları dikkat çekicidir:

 

‘‘İttihat ve Terakki Cemiyeti Mekke’yi kontrol altına alabilirse ancak o zaman gerçek bir cihad gerçekleştirip, Afganistan’ı etkileyebilir ve Hindistan’da karışıklıklar çıkarabilir.’’

 

Buradan Mekke’nin daha 1914’lerde bile Osmanlı Devleti’nin kontrolünden çıktığını anlayabiliriz.

 

B) ARAP BÜROSU’NUN KURULUŞU

İngiltere, Mısır ve Hindistan’da sağlam bir egemenlik kurar ve sıra Mezopotamya’ya; yani Arabistan’a, Filistin’e ve Suriye’ye gelir. Buralar Osmanlı Devleti’nin topraklarıdır. İngilizler savaş başlamadan önce Arapların yaşamış olduğu coğrafyalarda faaliyetler yürütüp, bu bölgedeki toplum yapısını çözümleyerek onlarla ilişki kurmuş ve zamanı geldiğinde Osmanlı Devleti’ne karşı bu birikimi kullanmışlardır. Bu bölgelerde arkeolog, konsolos, kâşif ve misyoner kimliğiyle faaliyet gösterip, toplamış oldukları bilgileri İngiltere’ye bağlı Kahire İstihbaratı’na aktarırlar.

 

İstihbarat müdürü olarak Gilbert Clayton karşımıza çıkar. Kahire’ye 1913 sonrası gelir. Faaliyet gösterenler arasında, kendisi arkeolog olup, Araplar üzerinde etkili olan “Arabistanlı Lawrence” adıyla bilinen Thomas Edward Lawrence de vardır.[4] 1914 Aralık’ta Teğmen rütbesini alarak “Kahire İstihbarat Bürosu”na atanır. Burada haritalar çizer, ajanlardan gelen bilgileri toplar, Arapların katılımıyla Osmanlı Devleti’ni yenmek için plânlar hazırlar.[5] Bu plânların içinde Osmanlı yönetiminden sıkılmış olan Arap liderlerini de bulmak vardır. Bu lider Mekke şerifi olan Hüseyin bin Ali’dir. Hüseyin, İstanbul’a Abdülhamit döneminde getirtilerek uzunca süre kalır. Oğlu Abdullah Mekke, Faysal ise Cidde mebusu olarak Osmanlı Parlamentosu’nda görev yaparlar. İttihat ve Terakki’nin iktidarlığında Mekke Şerifi yapılarak Mekke’ye gönderilir. İngiltere’nin amacı, Arapları Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklandırmaktı; çünkü Osmanlı Devleti’nin ordusunda birçok Arap görev yapmaktaydı. Ayaklanma başarılı olduğunda asker sayısı az olan, karşısında zayıf bir ordu bulacaktı. Bölge parçalanarak güçlü bir Osmanlı yerine İngiltere’ye bağımlı küçük ve birbirinden kopuk prensliklerden oluşan siyasi yapı oluşturulmaya çalışılır.

 

Şerif Hüseyin ile savaş başlamadan irtibata geçip Araplara bağımsızlık vaatleri vererek gönülleri kazanılmaya çalışılır. Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah’a Harbiye Nâzırı olan Lord Kitchener, başkası aracılığıyla mektup yazdırarak savaş çıkarsa babasının kimin tarafında olacağını öğrenmeye çalışır: ‘‘Eğer Emir Hüseyin İngiltere’ye yardım ederse, İngiltere de onun haklarını ve ayrıcalıklarını yabancılara karşı savunacağını garanti eder.’’

 

Abdullah ise bu mektup’a ‘‘Babasının teklifi kabul ettiğini, Osmanlı’dan kopmak için fırsat kolladıklarını’’ cevap olarak yazar.[7] Bundan sonraki görüşmeleri artık Ocak 1915’te Mısır Yüksek Komiserliği’ne atanacak olan Henry McMahon yapacaktır. Şerif’in gönderttiği 14 Temmuz 1915 tarihli mektupta:

 

‘‘Halifeliği ve Arap ülkesinin bağımsızlığının tanınmasını; kuzeyde Mersin, Adana, Birecik, Urfa, Mardin, İran hududuna kadarki topraklardan Basra Körfezi’ne; güneyde Hint Okyanusu’na; batıda Kızıldeniz ve Akdeniz’i kapsayarak Mersin’e giden toprakları” ister.

 

McMahon ise; ortamın gergin olduğu dönemde bu sınırların belirlenmesi için erken olduğunu söyler. Bir şekilde Şerif’i ikna ederek sınır konusu geçiştirilmeye çalışılır. Emir Hüseyin’in Osmanlı’dan kopmak isteyişinin sebepleri çıkarımlarımıza göre; kendisine verilen Mekke’yi yönetme yetkisinin elinden alınacağına inanması ve “şeriflik” makamının kendi sülalesinden devam etmesini arzulamasıdır. Osmanlı makam ve mevkilerinden mahrum bırakıldıklarını, Osmanlı’nın Arapları önemsemediğini, sadece çıkarları için kullandığını da düşünmeleri gibi sebepler devlet aleyhinde hareket etmeye yetmiştir. Plânlanan bu ayaklanma için İngiltere’nin Orta Doğu uzmanı olan Mark Sykes’ın da görüşleri istenir. Mark Sykes rehberliğinde oluşturulan de Bunsen Komitesi, 30 Haziran 1915’te savaş sonrası Orta Doğu konulu raporunu verdikten sonra; hükümet, Skyes’ı komitenin tavsiyelerini subay ve yetkililerle yerinde görüşmek üzere doğuya gönderir. Bakanlar, iki defa Mısır’a, Mezopotamya ve Hindistan’a giderek 6 aylık yolculuk yaparlar.[9] Yolculuğu sırasında Arap işlerinin yönetimini ele alacak genel bir büronun kurma fikrini araştırır.[10] Londra’ya dönünce Kahire de bu fikrini sunar. Sonuçta genel politikayı düzenleyecek bir büro değil de Kahire İstihbarat Dairesi’nin bir bölümü olup, “Arap Bürosu” adıyla anılıp başına David G. Hogarth getirilerek Ocak 1916’da kurulur.

 

Bu büro; dışişleri için küçük bir haber alma ve savaş kadrosunun düzenlenmesi için kurulmuştur. Arap Bürosu, genel kurmaylığa bağlı istihbarat birimlerinden biriydi ve masrafları bahriye nazırlığı tarafından karşılanmakla birlikte dışişleri bakanlığına karşı sorumludur. Arap ülkelerinde casusluk ve propaganda örgütü olan “Arap Bürosu” bu propagandaları için “Arap Bülteni” adlı bir dergi çıkarır. Zamanla bu büroya Sudan hükümetinde memur olan Kinahan Corn Wallis katılarak David G. Hogarth’ın vekili olur. Wingate’nin subay olan sekreteri G. S. Symes Sudan’dan Arap Bürosu’na gelir. Times’in eski muhabiri Philip Graves de katılır. Osmanlı’da oluşturulan yeni gücün subayı olup, 1910’da zaptiye birliğine katılarak 1914’de Talât Paşa’nın emrinde çalışacak olan Wydnam Deedes Arap Bürosu’na Osmanlıyla ilgili değerli bilgileriyle katılır. Aubrey Herbert ve George Lloyd da aralarında bulunur. D. Hogarth Oxford’da yanında çalışmış olan Thomas Edward Lawrence’ı da büroya alır. Kahire artık İngiltere’nin Orta Doğu politikasının merkezi olur. Daha sonra bu büroya Gertrude Bell katılarak 1916 Şubat’ında Arap Bürosu’nun Basra sorumlusu olur.

 

Büro, Arap hareketinde önemli isim olan Lawrence’ı Arap coğrafyasına göndererek faaliyetlerde bulunmasını ister. ArapBürosunun faaliyetleri sonucunda Şerif Hüseyin Osmanlı hükümetini tanımadığını söyleyerek 10 Haziran 1916’da isyan eder.

 

C) ARAP HAREKETİNİN FİNANSMANI

Lawrence, faaliyetleri için Ekim 1916’da Cidde’ye giderek orada Emir Hüseyin ve oğlu Faysal ile görüşüp Arap komutanlarla tanışır. Bundan sonraki faaliyetleri Faysal çevresinde gerçekleşir. Faysal’ın yanında dolaşırken Arap Bürosu için de bilgiler toplamayı ihmal etmemiştir. Arap kıyafetleri giyerek onlar gibi yaşamaya başlar. Bakıldığında, Arap hareketi için ekonomik finansman da sağlanmıştır. Faysal’ın faaliyetleri için istikrarsız olmakla birlikte belli tarihlerde ve belli miktarlarda Arap Bürosu aracılığıyla para gönderilmiştir. Şimdi bunları sırasına göre verelim:

 

10 Aralık 1915

20.000 £

15 Mart 1916

53.000 £

28 Mayıs 1916

10.000 £

10 Haziran 1916

50.000 £

20 Haziran 1916

20.000 £

11 Temmuz 1916

50.000 £

16 Temmuz 1916

75.000 £

8 Ağustos 1916

125.000 £

2 Eylül 1916

125.000 £

2 Ekim 1916

125.000 £

4 Kasım 1916

125.000 £

TOPLAM

778.000 £

 

Faysal, bu paraları harekete katılmaları için adamlarına verir. Adamlarının çoğu Bedevî denilen, topluluklardan oluşuyordu. Ordusu incelendiğinde Hintli askerlerin de bulunduğu göze çarpmaktadır. Bunlar faaliyetlerini develer aracılığıyla gerçekleştirirler. Köprü patlatma, telgraf tellerini kesme, tren raylarına zarar verme, tren havaya uçurma gibi faaliyetlerini Lawrence’ın plânları doğrultusunda yaparlar. Bize göre; bu hareket, dinî kimliğin yanında millî kimliğe bürünmüştür. Çıkarımlarımıza göre; Arap hareketine bütün Araplar katılmamıştır. Ayrıca; sadece Faysal ve ordusunda yer alan bazı kabile reisleri, çıkarları doğrultusunda Arap hareketini, bağımsızlık için yapılmış millî bir hareket olarak görmektedir. Orduda yer alan bedevîlere gelince; onların bağımsızlık gibi bir kaygıları olmamakla beraber, sadece yağmalardaki ganimet sevdasıyla bu işe girişirler. Zaten T. E. Lawrence’ın “Bilgeliğin Yedi Sütunu” adlı kitabı incelendiğinde, bedevîlerin yağma yaptıklarında ölülerin bile elbiselerini soyarak en ufak ganimete tenezzül ettikleri görülür. Onlar için yağma meslek haline gelen bir zevk meselesiydi. Arap hareketi, genellikle Akabe gibi bazı liman kentleri hariç demiryolu çevresinde gerçekleşmiştir. Bu kentler; Beyrut, Şam, Bîsân, Afule, Nablus, Der’a, Busra, Amman, Yîza, Katrana, Menzil, Maan, Ceyze, Tebü, Muazzam, Meşhed, Hediyye, Medine’dir. Neticede; Araplar karşısında yenilen Osmanlı kuvvetleri bu coğrafyaları boşaltmak zorunda kalır. Faysal ile bağlantının kurulması, gerekli olan teçhizat, para ve önemli bilgiler Arap Bürosu sayesinde sağlanmıştır. Arap hareketi başarıya ulaşmıştır; ama ileriki zamanlar Arapların beklediği gibi olmayacaktır.

 

SONUÇ

İngiltere çıkarları doğrultusunda hareket edip, çeşitli teşkilatlar kurarak plânlarını sistematik hale getirmiştir. Bu teşkilatlardan biri de, Arap hareketinde doğrudan önemli rol oynayan Arap Bürosu’dur. Zaten Kahire’de önceden istihbarat büroları vardır. O büroların daha geniş kapsamlı olmasından dolayı sadece Araplarla ilgilenecek bir büroya ihtiyaç duyuldu. Böylelikle geniş kapsamlı bir yapıdan özele indirgemeye çalışırlar. Arap Bürosu’nun ekonomik kaynaklar sağlama, savaş ve taktiklerini organize etme gibi özelliği vardır. Bu büroyu insan vücudunda kafa, harekete katılan Arapları ise gövde olarak nitelendirebiliriz. Büro hareket çerçevesinde her şeyi düşünüyor, Araplar ise düşünceyi uyguluyorlardı. Büronun hedeflediği düşünceleri, Osmanlı Devleti’ni Arap coğrafyasından uzaklaştırarak başarıya ulaşmıştır.

 

kaynak: http://akademikperspektif.com/2014/03/31/ingilizlerin-arap-burosu-ve-osmanli/

Yorumlar