Bizi Takip Edin

Menü

 

Adam McConnel

Sabancı Üniversitesi, Öğretim Üyesi

Geçen cuma günü başarısız askeri darbenin hemen ertesi günü BBC'de yayınlanan bir makalenin başlığı şöyleydi: "Recep Tayyip Erdoğan: Turkey's Ruthless President" (Recep Tayyip Erdoğan: Türkiye'nin Acımasız Cumhurbaşkanı). "Ne şekilde acımasız?" aklıma hemen gelen soru oldu. Türkiye vatandaşlarının özgürce kullandıkları oyları elde ettiği için mi? Türk devlet kurumlarına yerleşmiş, bir kült inancın takipçilerinin başlattığı bir askeri darbeye karşı çıktığı için mi? Olayları olduğu gibi söylediği için mi?

 

Eğer BBC'deki gibi böyle bir makale, bağlamından kopartılıp kendi başına bir değerlendirmeye tabi tutulsa, belki bir tür hata yahut yazarın cehaleti olarak düşünülebilirdi. Fakat gerçek, bütünüyle Batı medyasının, Türkiye, Türkiye'nin siyasi liderliği ve özellikle Tayyip Erdoğan hakkında neredeyse günlük olarak son derece saçma yayınlar yapıyor olması.

Geçen cuma günü başarısız olmuş darbe girişimi de bunun bir istisnası olmadı. Türkiye saatiyle yaklaşık 22:00 itibarıyla başlayan hadisenin ne olduğunu ülkenin ve dünyanın anladığı ilk dakikalardan itibaren Batı medyası, dikkatlice tarafsız ve hatta bazı örneklerde cuntanın tarafını tutan bir söylem benimsedi.

 

Darbe, demokratik olarak seçilmiş bir hükümete karşı yapıldı, fakat ABD gibi demokrasilerdeki gazeteler ve yorumcular, darbe girişimini açık bir şekilde coşkuyla karşıladı. Örneğin, son iki senedir Tayyip Erdoğan'ı hususi bir şekilde hedef alan bir kampanya yürütmüş olan New York Times (NYT), darbe girişiminin başarısızlığının netleşmesinden sonra, saatler boyunca "neler olduğunu bilmiyoruz" söylemini sürdürdü. Takip eden saatler ve günlerde de bu gazete, ülkedeki gerçek olayları fena halde çarpıtan, ülkenin cumhurbaşkanına saldıran ve hatta komplo teorilerine de yer veren birçok başyazı ve makale yayınladı. “The Counter Coup in Turkey” (Türkiye’de Karşı Darbe); “Turkey’s Coup That Wasn’t” (Türkiye’nin Gerçekleşmeyen Darbesi); “Mr. Erdogan’s Reckless Revenge” (Sayın Erdoğan’ın Pervasız İntikamı); “Trump and the Sultan” (Trump ve Sultan); “Turkey Was an Unlikely Victim of an Equally Unlikely Coup” (Türkiye, Olasılık Dışı Bir Darbenin Olasılık Dışı bir Kurbanı Oldu); “Many Turks Prefer Even Flawed Democracy to Coup” (Birçok Türk, Defolu Bir Demokrasiyi Darbeye Tercih Etti) “Erdogan Triumphs After Coup Attempt, but Turkey’s Fate is Unclear” (Erdoğan Darbe Teşebbüsünden Sonra Zafer Kazandı, fakat Türkiye’nin Akıbeti Meçhul).

 

Bütün bu haberleri de, Erdoğan, cuntanın elinden ve muhtemelen bir ölümden sadece dakikalarla kurtulmuş olmasına rağmen yaptı. Bir kurban uluslararası ölçekte hiçbir zaman bu denli suçlanmamıştı.

 

Türkiye saati ile 16 Temmuz 02:00 itibarıyla cuntanın başarısız olduğu netleşti. İşte o noktada Batı medyası, son birkaç yıl içinde üretilmiş olan "diktatör Erdoğan" temasına geri döndü ve buna birkaç da kullanışlı kıvırma ekledi. Şiddet olayları İstanbul'da tamamıyla dinmeden önce dahi Business Insider'ın, mevcut durum itibariyle, şoke edici bir haberi internet sitesine konulmuştu bile. "Erdogan could use the latest coup attempt to further tighten his grip in Turkey” (Erdoğan, son darbe girişimini, Türkiye'deki kontrolünü daha da artırmak için kullanabilir.) Demokratik yollardan seçilmiş bir lider, kendisini yakalamak veya öldürmek hedefini güden bir askeri darbe girişiminden sağ-salim çıkabilme sürecini yaşamakta iken "otoriterlikle" suçlanıyordu. İnsanın zihnini allak bullak eden bir durum.

 

Başka mecralarda, pervasızca yanlış söylentiler, gerçek olaylar olarak servis edildi. The Daily Beast ve diğerBatı medyası kaynakları (Twitter’da), Erdoğan'ın, Almanya'dan iltica talebinde bulunduğunu yazdı. Ancak, tam da bu haberlerin yapıldığı anlarda Türkiye'deki herkes, Erdoğan'ın Istanbul yolunda olduğunu biliyordu. Halbuki bir kişinin bu durumda tek yapması gereken şey, bir Türk TV kanalını açmak ve olanları bizzat öğrenmekti. Fox News gibi bazıları, NATO müttefiki olan demokratik yollardan seçilmiş bir liderin şiddetle devrilmesini açıkça alkışladı. “Lt. Col. Peters on Turkey: If coup succeeds, Islamists lose and we win” (Yarbay Peters Türkiye hakkında şöyle dedi: Darbe başarılı olursa İslamcılar kaybeder, biz kazanırız.)

 

Bazıları, cuntanın başarısızlığından duydukları hayal kırıklığını dindirebilmek için açıkça birer teselli mahiyetinde olan komplo teorileri üretti. Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında yanlış ve iftira dolu yayınlar yapmakla zaten meşhur olan The Independent, Erdoğan'ın, iktidarını pekiştirmek için bir "darbe sahnelediğine" dair sözüm ona "pek yaygın" olan bir düşünceyi haberleştirmekte hiç vakit kaybetmedi. “Turkey Coup: Conspiracy theorists claim power grab attempt was faked by Erdogan” (Türkiye darbesi: Komplo teorisyenleri iktidarı ele geçirme girişiminin Erdoğan’ın numarası olduğunu iddia ediyor) Yani, büyük bir İngiliz gazetesi, söz konusu olayda, demokrasiyi cuntaya karşı müdafaa eden, aralarında Erdoğan'ın yakın münasebetinin olduğu bazı kişilerin de bulunduğu 200'den fazla vatandaşın ölmesine rağmen, böyle bir komplo teorisini değerlendirmeye layık bularak haberleştirmiş oldu.

 

Bu olayları İstanbul'un merkezinde bizzat yaşamış ve geceyi, askeri helikopterleri, silah seslerini ve savaş uçaklarını korku içinde dinleyerek geçirmiş bir kişi olarak, Batı medyasının bu davranışını mide bulandırıcı ve kabul edilemez buluyorum. Alınan tavırlar ve yayınlanan bilgiler, gazetecilik etiğine yönelik feci birer ihlal teşkil etmektedir.

 

Fakat bu davranış, daha büyük bir sorunun bir belirtisi aynı zamanda. Batı, en aşağı 50 senedir, Müslüman dünyasını anlamakta çok büyük güçlük çekiyor ve basını da bu durumu yansıtmakta. Batı toplumundaki önyargılar, yine Batı medyası yoluyla yansıtılıyor. Belli tutumlar ve önyargılar, analizlere temel teşkil edecek gerçekler olarak görülüyor ve somut bilgiler nadiren değerlendirilmeye alınıyor. Türkiye'den Batı basınına makale yazanlar, böyle bir iş için kendilerini yetkin kılacak tecrübeye, lisan becerilerine veya tahsil altyapısına nadiren sahipler. Fakat bu yaptığım, yeni bir teşhis değil: Edward Said bu olayı Covering Islam (Haberlerin Ağında İslam) adlı kitabında, bundan otuz seneden fazla bir süre önce tarif etmişti. Bugünün Batı basınında çıkan Türkiye haberlerinin gerçekten rahatsız edici yönü, kendilerini "liberal", hatta "ilerlemeci" addeden kişilerin Türk toplumu, tarihi ve siyaseti hakkındaki korkulara ve doğru bilgi eksikliğine yenik düşmesidir.

 

Anaakım Batı medyasında birileri - birileri derken, gerçekten etki edebilecek önem ve nüfuza sahip kişiler - ne zaman çıkıp da bu davranışa karşı bir duruş sergileyecek? Türkiye'nin siyasi liderliğine yönelik alınan kör ve cahilce olumsuz tavırlardan dolayı Türk halkının çoğunluğunun, Batı basınına yönelik pek bir saygısı kalmadı.

 

Ve Batı basınının geçen cuma ortaya koyduğu rezil performans bu durumu çok daha berbat bir hale getirmiş oldu.

 

kaynak: http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/bati-medyasinin-turkiye-haberlerindeki-ahlak-yoksunlugu/612784