Duyurular

Tümünü Gör

Bizi Takip Edin

 

Kent ve Mimarlık Söyleşileri - 01.04.2015 / 14:00- Prof.Dr. Ruşen KELEŞ - Şehir ve Siyaset

Değerli akademisyen, Prof. Dr.Ruşen KELEŞ 01.04.2015-Çarşamba günü fakültemiz öğrencilerine "Şehir ve Siyaset " konulu bir konferans vermiştir.

 

 

Konuşmanın çerçevesi ve özeti:


Türkiye hızla kentleşmekte olan bir ülke durumundadır. 1950 yılında nüfusun %25’i kentlerde yaşamaktayken şu anda toplam nüfusun %85’i kentlerde yaşamaktadır. Büyükşehir Yasası ile birlikte pek çok köyün bir anda mahalle olması bu artışın önemli bir sebebidir. Kentlerde yaşayan insanların niceliksel olarak artması önemlidir ama ekonomi nüfustaki bu hızlı artışa koşut olarak gelişmemektedir. İmalat sanayinde çalışan nüfus toplum nüfusunun ne kadarıdır? Bu sektörlerde imal edilen malların ne kadarı yurt dışına ihraç edilmektedir? Ülkemizde büyüme kavramı günümüzde üretim ekonomisinden ziyade bir takım para oyunlarına dayanmış durumdadır. İnsanlar kentlere gelmektedirler ama kentlileşmeden gelmektedirler. Kentlerde yaşayan insanların kültürel ve siyasal davranışları, yeni gelen insanlarda gözlemlenememektir. Kentlileşme sorununun yanı sıra aynı zamanda şehirleri yönetenlerden de kaynaklanan başka sorunlar mevcuttur.

Türkiye’de yakın geçmişimize kadar planlama diye bir olgu yoktu. Dolayısıyla 1950’li yıllara kadar ülke çapında ulusal bir planlama da yoktu. Özellikle Cumhuriyet’in kurulmasından sonra şehircilikle ilgili bazı adımlar atılmış ve planlama kavramı gündeme gelmeye başlamıştır. 1960’daki anayasa değişikliğinden sonra ülke çapında iktisadi ve sosyal anlamda planlama gereği anayasaya girmiştir. Bu dönemde Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuş ve 1960’lardan sonra bölgeler arası dengesizlikleri gidermek amacıyla Bölge Kalkınma Planları hazırlanmıştır. Bu alanda atılan bütün adımların siyaset ile ciddi ilişkisi vardır çünkü bu adımları siyasetçiler atmaktadır. Siyaset ile Planlama birbiri ile ilişkili iki değişkendir. Siyaset geleceğe yönelik atılması gereken adımların bütününü anlatmaktadır. Eğitim ve sağlık politikası gibi hayatımızı ve geleceğimizi ilgilendiren önemli konularda çözümler aramaktadır. Şehirler nasıl yönetilmelidir? Kent sorunları nasıl çözülmelidir? Sorularını siyaset sormaktadır. Kentlerin insan onuruna elverişli yaşam ortamları haline getirilebilmesi için kimler görev almalıdır? Yerel düzeyde belediyeler mi görev almalıdır yoksa devletin kendisi mi yapmalıdır? Ya da merkez ve yerel arasında işbirliği anlayışı mı olmalıdır? Planlama olayına bu açıdan bakarsak şehir planlamasının öncelikle bir kamu görevi olduğu hatırlanmalıdır. Diğer yandan şehir planlaması aynı zamanda yerel nitelikte bir kamu hizmetidir. Bu nedenle halka en yakın yönetim kademeleri tarafından yapılması idealdir. Türkiye merkezi yönetim ve belediyeler olmak üzere iki kademeli devlet yapısına sahiptir. Planlama görevi onaylanmış uluslararası antlaşmalarla da belediyelere düşmektedir. Diğer yandan imar planlarının yapım yetkisi çevre ve şehircilik bakanlığında bulunmaktadır. Eğer bir ülkede belediyeleri yönetenlerin bilinç düzeyi o kenti koruyacak kadar gelişmiş değilse, o zaman devlete daha mı çok güvenilmelidir? Bu soru 1950’lilerde sorulmuştur. Anıtlar Yüksek Kurulu bu soruya cevap olması için kurulmuş kurumlardan birisi olup çalışanları da devlet tarafından belirlenmektedir.

Şehir plancıları ile politikacı ilişkisi, üzerinde önemle durulması gereken konulardan birisidir. Belediyedeki bürokratların veya siyasetçilerin emrindeki plancılarla mutlaka sağlıklı iletişim olmalıdır. Çünkü siyaset geniş anlamda ciddi işlerin yapılmasını gerektiren bir konudur. Plancılar siyasetçilerin emrinde olsa da tamamen buyruğu altında olmalı mıdır? Bu soruya hem evet, hem de hayır yanıtını verebiliriz. Plancılar, politikacılar kendi istedikleri adımları atmadıkları zaman hayal kırıklığına uğramaktadırlar. Ayrıca plancının konuştuğu dili zaman zaman sadece kendisi anlamaktadır. Dolayısıyla plancı yaptıklarını ve anlatmak istediklerini emrinde çalıştığı siyasetçilere anlatabilmek sorumluluğundadır. Aynı zamanda plancılar kamu yararını her zaman önde tutma iradesini korumalıdır. Ülkemizde taşınmaz malların kullanım değerleri yerine değişim değerleri ön plana çıkarılabilmektedir. Böyle durumlarda plancı kamu yararının ön planda tutulmasını sağlayarak siyasi iradeye düşüncelerini anlatabilmelidir. Plancı hiçbir zaman siyaset adamının tamamen emrinde olmamalıdır. Plancı bu gibi durumlarda teknik bilgisini kullanarak “politikacının partizanlığını rasyonelleştirmek” görevi almamalıdır. Bu iki sıra dışı nokta arasında plancı nerede durmalıdır? Plancı politikacıya biraz daha fazla yaklaşmak zorunda olsa da mesleki kişiliğini çiğnetmeyerek söylemesi gereken şeyleri söylemekten çekinmemelidir. Cumhuriyetin ve devletin temel niteliklerinden ödün verilmemesinde özen göstermesi gerekmektedir. Diğer yandan politikacı da belediyelerdeki gelişmeleri yakından takip etmelidir. Teknik terimleri bilmeli ve planın aradan çıkarılması gereken bir olgu olduğu bakışını reddetmelidir. Plancıyı kendisine oy kaybettirecek değil, hatta oy kazandıracak kişi olarak görmesi gerekmektedir. Aynı zamanda ikisi de kamu yararını, hukukun üstünlüğünü ve tarihi kültürel varlıkları korumak görevlerini unutmamalıdırlar.

Halk imar planlarının yapılmasında kesinlikle devrede olmalıdır. Türkiye’de halkın bu sürece katılmasını zorlayan bir kural bulunmamaktadır. Aynı zamanda uygulamada da yoktur. Oysa uluslararası antlaşmalar katılımcılık kavramını her geçen gün güçlendirmektedir. Özellikle 1980’li yıllardan sonra yeni liberal ekonomiler ve plan karşıtı tavırlar gelişmiştir. Dünya Bankası ve IMF gibi pek çok kurum bu anlayışa yardımcı olmaktadır. “Planı bırak, piyasaya bak” gibi anlayışlar gelişmiştir. Liberalizmin görevi kapitalizmi ayakta tutmaktır. İnsanlar için de artık çevre, mimarlık ve sanat değerleri daha az önem taşımaktadır. Kent kimlikleri bu olumsuz gelişmelerden fazlaca etkilenmiştir. Bu anlayıştan özellikle plancılar da günümüzde payına düşeni almaktadırlar.

 

Prof. Dr. Ruşen KELEŞ daha sonra bu süreçler boyunca Türkiye’de yaşanılan örneklere değinmiş ve öğrencilerimize çeşitli tavsiyelerde bulunarak konuşmasını tamamlamıştır.

 

 

Fotoğrafları görmek için resime tıklayınız..


Albümler

Kent ve Mimarlık Söyleşileri - Prof.Dr.Ruşen KELEŞ