Bizi Takip Edin

Değerli akademisyen, Şehir ve Bölge Plancısı Prof. Dr.Sezai GÖKSU 12.03.2015-Perşembe günü fakültemiz öğrencilerine "Planlamanın teorik soruları pratiği ne yönde değiştirmeye zorluyor? " konulu bir konferans vermiştir.

 

Konuşmanın çerçevesi ve özeti:

 

"Kentler artık günümüzde geçmişte hiç olmadığı kadar önemlidir. Kentler üzerinden beklentiler artmıştır. Dolayısıyla kentsel planlama da bu gelişime paralel olarak daha fazla önem kazanmaktadır. Öte yandan, planlama, devletin önemli bir ajanı olma özelliğini de sürdürmektedir.

Planlama ile ilgili olarak yapılmış tipolojiler incelendiğinde planlama düşüncesinin 200 yıllık bir geçmişi olduğu görülmektedir. İlahi güçlerin dikte ettiği düzenleme biçimlerini, başka bir ifadeyle ortogonal planlamayı, kenti bir tasarım nesnesi olarak gören kent mimarlığı anlayışını bir yana koyarsak, planlamanın akılcı ve geniş kapsamlı modelinin ortaya çıkması için İkinci Dünya Savaşı sonrasını beklemek gerekmiştir. Elbette bu planlama anlayışı zaman içerisinde değişik görüşler tarafından eleştirilmiştir. Örneğin daha 1960'lı yılların sonunda kimi grupların planlama sürecinden dışlanması gerekçe gösterilerek plancılara dışlanan grupların avukatlığını yapmaları ve söz konusu grupları planlama süreci içerisinde savunmaları önerilmiştir. 1970'li yıllarda ise sol radikaller planlamayı devletin, dolayısıyla sermayenin hizmetinde olmakla suçlamışlardır. Rasyonel ve geniş kapsamlı planlamanın uzun erimliliği, araçsal rasyonaliteye iman etmesi, katılıma kapalı kalarak kendisini teknik alana hapsetmesi gibi kimi özellikleri zaman içerisinde hep eleştirilen yönleri olmuştur.

Planlamanın asıl itibariyle sürece gönderme yapan, ama başka bir görüşle de kendisini teorik olarak sağlam kılmaya yarayan temel soruları olmuştur hep. Bunların başında gelen soru "nasıl açıklayacağız" sorusudur. Planlamanın temel nesnesi olan kenti anlama ve kentsel problemi açıklama konusunda plancıların geliştirdiği önemli aletler vardır. Kentsel araştırmalar alanı dikkatle izlendiğinde açıklamaya yönelik pratiğin oldukça gelişmiş olduğu anlaşılmaktadır. Planlamanın ikinci teorik sorusu, "nasıl kestirimleyeceğiz" sorusudur. Planlamanın bir ileriyi görme eylemi olduğu düşünülürse, bu sorunun ne kadar önemli olduğu anlaşılacaktır. Ancak, bu soruya yönelik olarak gelişen pratiğin başarısı bir yandan ileriyi görme yarıçapının (mükemmel hesaplama) büyüklüğüne öte yandan eylem yarıçapının (ektin kontrol) büyüklüğüne bağlıdır. Bunların adamakıllı düşük olduğu, belirsizliğin yüksek olduğu bir durumda böyle bir pratikten başarı beklemek doğru değildir. Planlamada belki de en önemli soru, "nasıl haklılaştıracağız" sorusudur. Planlamada üzerinde en fazla tartışma yapılan haklılaştırma ya da meşrulaştırma meselesi, gerek teknik araçlar aracılığıyla gerekse siyasal süreçler yoluyla pratikte kendisine mutlaka bir karşılık bulmuştur denilebilir. Kararı haklılaştıran bazen bir niceliksel karar destek aracı olurken, kimi zaman sağlıklı işleyen bir demokratik müzakere süreci kararı yeteri kadar meşrulaştırıcı bir araç olarak olarak görülebilmiştir. Çıktı mı süreç mi sorusu, bu bağlamda üzerinde en fazla tartışılan konular arasında yer almıştır. Elbette, akılcı ve geniş kapsamlı planlamanın en önemli haklılaştırıcı aleti kuşkusuz kamu yararı kavramıdır. Çok eski dönemlere kadar uzanan geçmişi, geçirdiği evrim ve ölçülmesi hakkında yapılan tartışmalar, kamu yararı kavramına planlama yazınında özel bir yer ayırmaktadır. Planlama anlayışına bağlı olarak, en iyi plancı tarafından mı ölçülüp hesaplandığı, yoksa evrimsel olarak geldiği son aşamada diyalojik süireçlerle etkilenen tüm tarafların interaktif bir biçimde katılarak mı tarif edilmesi gerektiği hep tartışılan konular olmuştur. Ancak, özellikle çevre koruma alanında geliştirilen "üstün kamu yararı" kavramı sayesinde çoğu girişimin tersine haklılaştırma ile engellenebilidiği düşünülürse, bu kavramın özenle korunması ve planlamada temel haklılaştırma aracı olarak kullanılması gerektiği anlaşılmaktadır. Kamu yararının ölçülüp hesaplanması sorumluluğunun plancının üstünden alınıp demokratik süreçlere teslim edildiği anda ise katılım olgusuyla karşılaşıyoruz demektir. Katılım, planlama yazınında en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Katılım savunucularına göre, kararların haklılaştırılmasında, onların çok daha güçlü bir biçimde oluşmasında ve yurttaşların yetkilendirilip güçlendirilmesinde önemli rolü olan katılımcı süreçlerin aşağıdan yukarıya doğru desteklenmesi gerekmektedir. Ancak, katılımcı süreçlerin de önemli sorunları vardır. Bunların başında ise maddi gücü elinde bulunduranların süreci domine etmesinin önüne nasıl geçileceği gelmektedir. Öte yandan, katılımın derecesi, düzeyi, zamanı, sıklığı ve türü sürekli tartışılan boyutlarıdır. Ne var ki, her ne olursa olsun, katılımcı sürecin önemli halk kesimleri için bir kullanım değeri mücadelesi olduğu, bu nedenle resmi katılım kanalları yanısıra alternatif kanalların da mutlaka kullanılması gerektiği üzerinde önemle durulmaktadır. Planlamada teorik soruların sonuncusu, sürecin nihai ürününün "nasıl rehber haline getirileceği" sorusudur. Politikaları, planı, program alanları ve proje demetleri ile yerel yönetime teslim edilecek söz konusu mekansal gelişme rehberinin bir planlama ve tasarım rehberi olarak oluşturulması son derece önemlidir."

 

Daha sonra soru-cevap ve tartışma bölümüne geçilmiş olup bu bölümde plancıların mücadelesi, sermaye ve otoritenin planlamanın teorik sorularına yaklaşım biçimleri, planlamanın bu süreçteki konumu ve plancıların yapması gereken öz eleştiriler hakkında konuşulmuştur. Daha sonra planlama eğitimi ve geleceğinden bahsedilerek konuşma tamamlanmıştır.

 

Diğer fotoğrafları görmek için resime tıklayınız...

Albümler

Mitasa Etkinlikleri-151