Güncellenme Tarihi: 05 Haziran 2017

RAMAZANDA BESLENMEYE DİKKAT

Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Başdiyetisyeni Çağlar Şaşmaz, Ramazan ayında beslenmenin önemini vurgulayarak, tavsiyelerde bulundu.

Ramazan ayının gelmesi, alışık olduğumuz beslenme düzeni oruç tutanlar için değişikliğe uğramakta, öğün sayımız 3 ana 2 ara öğünden, 2 ana öğüne doğru azalmaktadır. İnsan vücudu gece uyumaya ve özellikle REM uykusunda onarıma, gündüz beslenme ve enerji harcamaya programlanmıştır. Ramazanın gelmesiyle bu düzen yaklaşık bir aylığına değişir ve oruçlu olduğumuz zaman gün içinde 16 -17 saate kadar çıkar. Uzun süreli aç kalmaya bağlı olarak kan şekeri düşmesi, konsantrasyon güçlüğü, baş ağrısı-dönmesi, sinirlilik, uykuya eğilim, mide bulantısı ve tansiyon gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Ramazanda beslenme konusunda Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Başdiyetisyeni Çağlar Şaşmaz açıklamalarda bulundu. Şaşmaz şunları söyledi:

“ Günümüzde geleneksel iftar sofralarımız değişikliğe uğramış, ziyafet sofralarına dönüşmüştür. Bu aslında sağlık açısından da istenmeyen bir durumdur. Uzun açlık sonrasında tükettiğimiz zengin iftar sofralarındaki hamur işleri, ağır tatlılar, yağlı gıdalar hem ramazanın ruhuna hem de sağlığımıza uygun değildir. Gün boyu aç kalan mideyi hızlı ve çok miktarda yemekle doldurmak şişkinlik, hazımsızlık, midede gerginlik, kan şekerinin ani yükselmesi, tansiyon yükselmesi gibi sorunlara neden olur. Açlığa bağlı olarak fiziksel aktivitede de azalma söz konusudur ve hareketsizlik ramazan ayında kilo almaya neden olabilmektedir.”

Beslenme açısından tavsiyemiz, sahur için;  Kesinlikle atlanmamalı uykuyu bölmek pahasına olsa bile mutlaka yapılmalıdır. Protein, karbonhidrat ve sıvı oranı yüksek az yağlı ve düşük glisemik indeksli (kana yavaş geçen) besinler olmalıdır. Kahvaltı ağırlıklı bir öğün tercih edilmelidir. Süt, az yağlı ve az tuzlu peynir, haşlanmış yumurta, zeytin, ceviz, az miktarda bal veya reçel yine kurutulmuş meyve çorba tercih edilmelidir. Aşırı tuz vücudun su ihtiyacını arttırır bu nedenle yemeklerimizin çok tuzlu olmamasına dikkat etmeliyiz. Aşırı şeker ve şekerli yiyecekler de çabuk acıkmamıza neden olduğu için sahurda tüketilmemelidir. Sıvı tüketimi arttırılmalı fakat kahve, çay vb. kafeinli içecekler diüretik etkisinden dolayı sınırlandırılmalıdır.

İftarda ise; öncelikle uzun dönem açlık sonrası düşen kan şekeri ve tansiyonumuzu düşünerek su ve kuru meyve ile oruç açılarak devamında mutlaka az yağlı bir çorba içilmelidir. Sonrasında etli veya zeytinyağlı bir sebze yemeği ve mutlaka süt grubundan yoğurt-ayran alternatifi ise sütlü bir tatlı, az miktarda pilav veya makarna 1-2 dilim ekmekle takviye edilebilir. Kişisel farklılıklarımız, geleneklerimiz ve ekonomik durumumuza göre bunları çeşitlendirmek ayrıca düşünülmesi ve planlanması gereken olgulardır. İftar için dikkat edilmesi gereken en önemli şey yemeğin hızlı yenmemesi olup sofrada normal zamanlara göre daha uzun oturmalıyız.

İftar sonrası teravih namazı ise yaşanabilecek sindirim sorunları ve akşam yemeğinin yağ olarak depolanmaması adına yapılabilecek en iyi çözümdür.

Geleneksel ve ramazana uygun yemeklerin tercih edilmemesi, geleneklerimizin ve sağlığımız bozulmasına neden olacağından, hazır çorbalar yerine ev yapımı tarhana, ezogelin, yayla, yarma gibi çorbaları içmek, gazoz kola vb. içecekler yerine komposto ve hoşaflarımızı kullanmak doğru bir yaklaşım olacaktır.

Bunun yanı sıra hem dinimizce hem de sağlık açısından gebe ve emzikliler, şeker hastaları, kanser hastaları, sürekli ilaç kullanması gerekenler, çocuklar, yaşlılar, kalp-damar hastalığı, ülser ve gastrit gibi sindirim sorunları olanlar, sistemik hastalığı olanların oruç tutması sağlıkları açısından sakınca yaratacağını ekleyip sağlıklı ramazanlar geçirmeniz dilerim.