ORHAN CAMİİ

       Ahmet Gazi Medresesi'nin karşısında, Mültezim Evi ve Sofuhane'nin batısındadır. Yapının, güney ve batı kenarı boyunca uzanan bir avlusu vardır. Camiden günümüze çok az bir kısım ulaşabilmiştir. Günümüze ulaşan bu kısımlar; beden duvarlarının bir kısmı, mihrap nişi, kuzey cephedeki mermer söve ve lentolardan oluşan giriş kapısıdır.

     Beçin Örenyeri’ndeki kitabeli iki yapıdan biri olan Orhan Camii’nin kitabesi günümüze ulaşamamıştır. Caminin kitabesine dair bilgileri 17. yüzyılın ünlü seyyahı Evliya Çelebi’nin (1611-1682) Seyahatnâme’sinden öğreniyoruz. Evliya Çelebi Orhan Camii için eserinde şu ifadeleri kullanmıştır:

     “Bu mübarek cami, muazzam, mufahham, mansur ve muzaffer Emir, Türk Gazilerinin Sultanı, Şucaü’d-devle’d-din Orhan İbn. Mesud 732 senesinde yaptı. Allah zaferlerini mübarek kılsın”… “Minaresi yoktur ve toprak örtülü cami kadimdir. Tulen ve arzan yüzer ayaktır ve cami içerisinde on altı çam direğinde sütunlar vardır”.

    Evliya Çelebi’nin verdiği bilgiler caminin ayakta iken nasıl göründüğünü anlamamız açısından son derece önemlidir. Yapının günümüzde örtüsünün tamamen yok olduğu, beden duvarları ve diğer mekanlarının da büyük ölçüde harap olduğu düşünüldüğünde bu önem daha da artmaktadır.

      Caminin planı hakkında kalan izler bilgi vericidir. Eldeki mevcut bilgiler harimin dörderli üç destek sırasıyla dört şahına bölündüğü gösterir. Ortadaki destek sırasının mihrap ekseninde yer alması sık rastlanan bir özellik değildir. Caminin zemini devşirme mermer bloklarla kaplıdır. Dikdörtgen pro­filli mihrabın kesme taşlarla örüldüğü anlaşılmaktadır. 

    Kazı sırasında rastlanan yanık ahşap parçala­rı caminin bir yangın sonucu tahrip olduğunu göstermektedir. Harimin kuzey kesimindeki duvar kalıntıları, ilk cami harap olduktan sonra inşa edilen daha küçük boyutlu ikinci camiye aittir.

        İlk cami, İbn-i Battûta'nın Beçin'i zi­yareti esnasında inşa edilen ve1335 yılına doğru ta­mamlanan yapı olmalıdır.

 

Duyurular Tümünü Gör