Katedral (Surp Asdvadzadzin Kilisesi, Beşik Kilise, Fethiye Camii)

    Meryem Ana’ya ithaf edilen Katedral’in temeli 989 yılında II. Smbat tarafından attırılmış, tamamlanması 1001/1010/1012 yılında I. Gagik’in eşi Kraliçe Katremide’ye nasip olmuştur[1]. Yapı, ünü sınırları aşan ve Ayasofya (Hagia Sophia)’nın kubbesini onarmak üzere Konstantinopolis’e davet edilen Anili Mimar Trdat’ın eseridir. Türk tarihine, 1064 yılında kenti fethinin ardından, Fetih Camii olarak adını değiştirip ilk Cuma namazını kılan Sultan Alparslan’la geçmiştir (Resim: 1).

    Yedi basamaklı bir platform üzerine inşa edilen Katedral, dışta doğu-batı doğrultusunda 32.00x20.00 m boyutlarında dikdörtgen, içte üç nefli kubbeli bazilika plan tipine sahiptir. İç mekâna giriş kuzey, güney ve batı cephe eksenlerinde yer alan toplam üç kapıyla sağlanmıştır.

    Katedralin çevresindeki kazı çalışmalarına 2013 yılında başlanmış, restorasyon için gerekli ön çalışmalar 2016 sezonunda tamamlanmıştır[2]. Çalışmaların sonucunda, inşasından sonra Katedralin etrafında bazı düzenlemelerin yapıldığı ve mekânların oluşturulduğu anlaşılmıştır (Çizim: 1; Resim: 1, 2).

      Katremide’nin Mezarı

    Öncelikle kilisenin doğusuna Kraliçe Katremide’nin mezar yapısı ile güneydoğusuna bir şapel inşa edilmiştir (Çizim: 1; Resim: 3). Marr tarafından açığa çıkarılan mezar yapısı turuncu, kırmızı ve siyah renkli büyük boyutlu kesme taşlarla dolgu duvar tekniğinde inşa edilmiştir ve üç bölümden oluşmaktadır. Merkezde doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı ve yarım daire apsisli bir şapel, kuzey tarafta kuzey-güney yönünde dikdörtgen, güney tarafta ise kare planlı birer mekân yer almaktadır. Şapelin girişi batı cephede eksendedir. Kuzeydeki mekânın batı cephesinde bir, doğu cephesinde iki; güneydeki mekânın ise doğu cephesinde bir girişi bulunmaktadır. Kuzeydeki mekânda altı, güney mekânda bir tane mezar vardır. Çalışmalarımızda sonraki dönemde tahrip edilen bölümler temizlenmiş, büyük blok taşlarla yapılan ve üzerine Ermenice yazıtlar bulunan mezar kapakları yerlerine yerleştirilmiştir.

    Hripsime Şapeli

    Kilisenin güneydoğu köşesinde bulunan ve tamamıyla toprak ve moloz yıkıntılarıyla kaplanmış olan şapel 2016 yılı çalışmalarımızda açığa çıkarılmıştır (Resim: 3). Ani’yi ziyaret eden ilk seyyahlardan Texier, yapı kalıntısını vaftizhane olarak tanımlamıştır[3]. Ancak tarihçi Chamichyan; yapının bir şapel olduğunu, Katolikos I. Sargis’in (992-1019) bulduğu Hripsime azizelerine ait kemiklerin gömülmesi amacıyla onun tarafından inşa ettirildiğini ve rahibelere adandığını belirtilmiştir[4]. Dolayısıyla adı Hripsime olan yapının, kazılar sırasında bir bölümü ele geçirilen kitabeye göre, mezar şapeli olduğu kesinleştirmiştir.

    Kitabe Metni

ՇՆՈՐՀԻՒՆ ԱՅ ԵՍ ՍԻՄԵՒՈՆ

ՈՐԴԻ ՎԱՐԴԱՇԱՀԻ ԵՏՈՒ Ա(ՍՏՈՒԾՈ)Յ ԲԱ

՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞ ԿԱԹՈՂԻԿԷԻ ԵՒ ԵՏՈՒ Զ

ՎԱՐԴԱՅ՞՞՞՞՞՞՞ ԽՈՐԱՆԻՆ ԵՒ Զ

ԹԻԿՆԱԹՈՌՆ ԶՈՒԱՐԻԿԷԻ Ի ԴՈՒՌՆ

ՍՈՒՐԲ ՀՌԻՓՍԻՄԷԻ ԶՈՐ Ի ԲԱԶ

ՈՒՄ ԱՄԱՑ ՞՞՞՞՞ ՞՞՞՞՞՞՞՞

՞՞՞՞՞՞՞՞ ԶԴՈՒՌՍ ԶԱՐԴ

ԱՐԵՑԻ  ՞՞՞՞՞    ԶԱՄ ԿԱՅ

՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞՞

ԶԳԵՐԵԶՄԱՆԱՏՈՒՆ ԵՍ ԿԱԶ

ՄԵՑԻ

    Çeviri

Vartanşah oğlu Simeon, mezarı ve kapıları yaptırdı[5].

    Tarih içermeyen kitabe, bir onarıma işaret ediyor olmalıdır. İsmi geçen kişinin kimliği ise henüz tespit edilememiştir.

    Yapı, silindirik bir kaide üzerinde yer alır ve dışa taşkın profilli bir silmeden sonraya başlayan gövde kısmı dışta 8 ya da 12 cepheli, içte üç yapraklı yonca (thriconchos) planlıdır. Duvarları yer yer 1.00 m yüksekliğinde korunmuş olan şapel, büyük boyutlu düzgün kesme taşlarla dolgu duvar tekniğinde inşa edilmiştir. Girişi batı cephe eksenindedir ve önünde küçük bir giriş mekânı (porch) bulunmaktadır. Giriş mekânı, doğuda girişin iki yanına, batıda kiliseyi çeviren avlu duvarı üzerine yerleştirilmiş dört sütun ile sınırlandırılmıştır. Doğudaki sütunların sadece kaideleri, batıdakilerin ise duvar üzerinde kalan izleri günümüze ulaşabilmiştir. Duvar üzerindeki sütun izleri, batıdaki sütunların kaide üzerine değil, doğrudan duvar üzerine yerleştirildiğine işaret etmektedir. 2014 yılı çalışmalarında, avlu duvarının önüne düşmüş şekilde bulunmuş birinin üzerinde Ermenice yazıt bulunan iki sütun bu mekânla bağlantılı olmalıdır. Mekânın zemini büyük boyutlu sal taşları ile kaplanmıştır. Yıkıntı molozlar arasında, örtü sisteminin göbek bölümü açığa çıkarılmıştır. Sekizgen biçimli bu bölüm, merkezdeki dilimli rozette birleşen, içbükey sekiz kollu yıldız biçimindedir.

    Şapelin beden duvarları büyük oranda tahrip olmuştur. Şimdilik güneybatı ve kuzeybatı yönlerde simetrik olarak yerleştirilmiş yarım daire biçimli birer niş tespit edilebilmiştir. Kaideden itibaren başlayan ve içte kuzey ve güney konchlar ile batıdaki dikdörtgen planlı mekânın arasına gelecek şekilde yerleştirilmiş olan bu nişler, kentteki diğer yapılar dikkate alındığında, yaklaşık saçak seviyesine kadar yükseliyor olmalıdır. Naos kısmında, merkezdeki kare planlı mekân duvar köşeleriyle sınırlandırılmış, keskin köşeler birer sütunce ile yumuşatılmıştır. Apsis olarak değerlendirilen doğu konch, zemini diğerlerinden yaklaşık 20 cm yükseltilerek vurgulanmıştır. Mekânın zemini, yaklaşık kare biçimli, küçük boyutlu sal taşlarıyla kaplanmıştır. Taşların üzerinde bulunan kül tabakaları ve yanık izleri, kilisenin doğusundaki diğer yapılarda da görüldüğü üzere, aynı zamanda şapelin de yandığına, yapıların bu yangından sonra kullanılamaz hale geldiğine işaret etmektedir. Moloz yıkıntılar arasında kemerleriyle birlikte şekli bozulmadan düşmüş, güneybatı köşeye ait olması gereken bir pandantif ve haç içine oturtulmuş çömlek parçaları ele geçirilmiştir. Bunlar şapelin içte, pandantif geçişli kubbeyle örtüldüğünü, kubbenin de cidarına yerleştirilen çömlek parçalarıyla hafifletildiğini ve aynı zamanda akustiğin sağlandığını göstermiştir. Yine kazılar sırasında açığa çıkarılan parçalara göre, dıştaki örtü, kaval silmeli taşlarla kaplı konik külahtır. Pencere, kemer, saçak gibi bölümlerde de bitkisel ve geometrik bezemeler vardır.

    Mezar ve şapelden sonra duvarlarda izlenen dilatasyonlara göre yapının ön ve arka kısmına, düzgün kesme taşlarla “L” formlu iki avlu yapılmıştır. Ön avlu kilisenin kuzeybatı köşesinden başlayıp batı ve güney yönünü dolanarak güneydoğu köşesine birleşmiş; arka avlu ise kuzey ve doğu yönlerini dolanarak ön avlunun duvarlarına bağlanmıştır.

    Jamatun Bölümü (D Ve E Açmaları)

    Avlular yapıldıktan sonra ön bölümde, kilisenin kuzey ve güney ucundan biraz içe çekilerek kiliseden başlayıp batı duvarına birleştirilen duvarlar ile jamatun kısmı oluşturulmuştur (Çizim: 1; Resim: 3, 4). Kilisenin cephesinde, yatay eksenin alt seviyesinde görülen izlere göre jamatunun üzeri ahşap çatı ile örtülmüştür. Bölümün zemini büyük boyutlu sal taşlarıyla döşelidir ve güney cephe önüyle birlikte bu kısmın altına gömü yapılarak mezarlık alanı olarak değerlendirilmiştir. Batı kısmında üzerinde, diktiren kişinin, ailesinin kurtuluşuna adadığına ilişkin bir yazıt bulunan stel kaidesi, kuzeybatı bölümde de zemini gömülü üç adet pişmiş toprak tandır açığa çıkarılmıştır. Açılan bazı mezarlara göre, meftaların keten bezine sarılarak ahşap bir levha üzerine sırtüstü yatırıldığı ve başları batıya gelecek şekilde defnedildiği tespit edilmiştir.

    Kuzeybatı Köşedeki Mekân (Elyazması Odası?)

    Daha sonra kilisenin kuzeybatısına birleştirilerek kare plana sahip iki katlı, küçük boyutlu bir yapı inşa edilmiştir (Çizim: 1; Resim: 3). Düzgün kesme taşlarla dolgu duvar tekniğinde inşa edilen yapının kuzey ve batı duvarı, arka avlunun batı ve kuzey duvarları ortak kullanılarak oluşturulmuş, avlunun duvarları ile iç yüzeye yerleştirilen taşlar arasına harç doldurularak duvar örülmüştür. İç yüzeyde eşkenar dörtgen biçimli sarı ve turuncu tüf taşları kullanılmış, bunlar dönüşümlü yerleştirilerek farklı bir renk harmonisi yaratılmıştır. Elyazması odası olduğunu düşündüğümüz yapının girişi batı cephe eksenine yerleştirilmiş, kapının iki yanındaki duvar yüzeyi yine turuncu ve siyah tüf taşlarından yapılmış yıldız ve beşgen motifleriyle bezenmiştir.

    Yapının üst katı tamamıyla yıkılmış, alt katın örtüsü çökmüş, batı duvarı da büyük oranda tahrip olmuştur. Zemin taşları sökülmüş olan alt katın merkez bölümüne, zemine gömülerek bir ocak yapılmıştır. Kalan bölümlerden duvarların sıvalı olduğu, mekânın üzerinin de haç tonozla örtüldüğü anlaşılmaktadır.

     Avludaki diğer düzenlemeler, ele geçirilen sikke ve seramik buluntulara göre 12.-13. yüzyıla ait gözükmektedir.

    Jamatunun Kuzeyindeki Mekânlar (L ve M Açmaları)

    Ön avlunun kuzeyinde, jamatun ile avlu duvarı arasında kalan alan, kuzeyden güneye uzanan bir duvarla bölünerek batıdaki daha büyük boyutlu olmak üzere iki mekân yaratılmıştır (Çizim: 1; Resim: 3, 4). Her iki mekânın da zemini sal taşlarıyla döşenmiş, ancak çok azı günümüze sağlam ulaşabilmiştir. Batı mekânın kuzey köşesinde, iki yanı bir sıra taşla sınırlandırılıp toprakla doldurulan kare planlı bir bölüm oluşturulmuştur. Zemin seviyesinden 20 cm yüksek olan bu bölüme doldurulan toprak sertleştirilmiş, alanın orta bölümüne zemine gömülerek pişmiş toprak küp tandır oturtulmuştur. Aynı sistemdeki tandır, surların dışındaki Ani Köyü’nde halen kullanılmaktadır. Bu bölümün doğu duvarında, güney uçta bulunan açıklıktan doğudaki küçük mekâna geçiş sağlanmıştır. Burada kapının önünde, kuzey tarafı bir lahit kapağı, diğer tarafları tek sıra taşla sınırlandırılmış, güney tarafında pişmiş topraktan yapılmış bir tahliye borusu bulunan küçük bir havuz vardır. Bu havuz mekânın temizlik/yıkama işlerine ayrıldığına, büyük mekânda pişirme işleminde kullanılan kapların burada yıkandığına işaret etmektedir.

    Kilisenin batısında avlu duvarının dışında bazı mekânların doğu duvarları ile kilisenin kuzeydoğusunda ve doğusunda arka avlu içinde kalan ikişer mekân açığa çıkarılmıştır.

    Kuzeydoğu, Batıdaki Mekân (P Açması, Doğu Bölüm)

    Kuzeydoğudaki mekânlardan batıdaki, doğudakine göre daha küçük boyutlu ve yaklaşık kare planlıdır (Çizim: 1; Resim: 3). Mekâna güney duvarının doğu ucundaki kapıdan giriş sağlanmıştır. Kapının hemen doğu kanadı bitişiğinde in-situ durumdaki bir basamak ile mekânın içerisinde açığa çıkarılan 6 adet basamak yapının iki katlı olduğunu göstermiştir. İç kısımda giriş önüne yerleştirilen birisi sökülmüş üç basamak ile alt kata ulaşılmaktadır. Mekânın zemini büyük boyutlu sal taşlarıyla kaplanmıştır. Giriş önünde, mekânın doğusunda 3.20x2.50 m ölçülerindeki alanın zemini, batı bölümün zemininden 15 cm daha alt kotta yapılarak bir sahanlık bölümü oluşturulmuştur.

    Kuzey duvar önünde boydan boya, güney duvar önünde de batı duvardan başlayıp girişe kadar uzanan iki seki yapılmıştır. Güney duvar önündeki sekinin ön yüzü büyük boyutlu devşirme iki blok taşla sınırlandırılmış, kuzey duvar önündeki ise kaba yonu taşlarla iki sıra örülmüştür. Sekilerin iki ucunda, biraz üst seviyede ve sekilerin dış yüzü hizasında duvara açılmış kare biçimli küçük yuvalar bulunmaktadır. Bu yuvalar olasılıkla boydan boya uzanan bir kalasın uçlarını yerleştirmek üzere açılmıştır ve Ani Köyü’ndeki ahırlarda, hayvanların yemliklerinde benzer düzenlemeyle karşılaşılmaktadır. Bu durum alt katın ahır, üst katın ise yaşam mekânı olarak kullanıldığına işaret etmektedir.

    Kuzeydoğu, Doğudaki Mekân (Ö Açması)

    Doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı mekâna, batı duvarının güney ucu ile güney duvarının yaklaşık ekseninde bulunan iki kapı ile giriş sağlanmaktadır (Çizim: 1; Resim: 3). Güney duvardaki kapı O açmasına, batı duvardaki kapı ise P açmasının doğu ucundaki mekânın önüne açılmaktadır. Mekânın kuzey duvarında yaklaşık eksende yüzeyi sıvalı, büyük boyutlu, dikdörtgen biçimli bir niş; güney duvarında, kapının hemen doğusunda ve batı duvarda kuzey uçta birer pencere açıklığı yer almaktadır. Pencerelerden batı duvardaki sonradan moloz taşlarla örülerek kapatılmıştır.

    Yaklaşık 3.00 m. yüksekliğinde moloz dolgunun kaldırıldığı mekânın batı duvarı önünde, girişin kuzeyinden başlayıp kuzey duvara kadar uzanan bir havuz açığa çıkarılmıştır. Duvarları moloz taşlarla örülmüş olan havuz 1.50 m. genişliğinde; iç kısımda 61, dış kısımda 30 cm yüksekliğindedir. Güneydoğu köşesine sekizgen biçimli bir sütun kaidesi yerleştirilen havuzun duvarları ve zemini sıva ile kaplanmıştır. Hem sütun kaidesinin üzerindeki yuva hem de mekânın batı ve kuzey duvarlarında, havuzun duvarları ile aynı hizada bulunan dikdörtgen biçimli küçük yuvalar, havuzun duvarları üzerinde ahşap bir konstrüksiyon/korkuluk olabileceğine işaret etmektedir.

    Havuzun güneyinde, zemin içine oturtulmuş küçük boyutlu pişmiş toprak bir tandır ile mekânın yaklaşık orta bölümünde, yine zemin seviyesinin altına yapılmış, doğu-batı doğrultusunda uzanan ve batı duvarı düz, elips biçimli bir bölüm açığa çıkarılmıştır. Duvarları düzgün kesme taşlarla örülmüş olup yer yer ana kaya üzerine oturtulmuştur. Bu bölümün işlevi henüz tespit edilememiştir, ancak kullanım dışı kaldıktan sonra tabanı sökülmüş, içi yoğun moloz taş, ahşap, kemik, seramik ve cüruf parçaları içeren toprakla doldurularak üzeri büyük boyutlu sal taşlarıyla kapatılmıştır. Başlangıçta havuzla bağlantılı olarak bir seramik fırını olduğu düşünülse de duvar taşlarının üzerinde rastlanan beyaz sıva kalıntıları, bu görüşün değişmesine neden olmuştur.

    Mekânda, harpy (şahmeran), aslan ve tavus kuşları ile bezeli mimari parçalar ile kırmızı boyalı bir haçkara ait parçalar açığa çıkarılmıştır.

Katremide’nin mezarı ile arka avlunun doğu duvarı arasında kalan alana da iki duvar örülerek kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı iki mekân yapılmıştır.

    Doğu, Kuzeydeki Mekân (O Açması)

    Kuzeydeki mekân bir kapı ile kuzeydoğu köşedeki, bir kapı ile de güneyindeki mekâna bağlanmaktadır (Çizim: 1; Resim: 5). Güneybatı köşesinde zemine gömülerek oturtulmuş pişmiş toprak erzak küpü, doğu tarafında üç adet ocak ve bir tane bazalttan yapılmış öğütme taşının açığa çıkarılması, mekânın mutfak olduğunu kesinleştirmiştir.

    Doğu, Güneydeki Mekân (R ve S Açmaları)

    Güneydeki mekân ise güney duvarındaki kapı ile dışarıya açılmaktadır. Burada doğu duvarda yer alan taştan yapılmış pöhrenk, doğu ve batı duvarlar önündeki sekiler, mutfakla bağlantılı olarak temizlik işlerinin yapıldığını göstermektedir(Çizim: 2).

   Kilisenin kuzeyindeki ve doğusundaki bu mekânların ahşap ile örtüldüğü, yangın geçirdikten sonra kullanılamaz hale geldikleri, kazılar sırasında açığa çıkarılan yarı yanmış kalas parçaları ile duvarlarda ve zeminlerde görülen yanık izleri ve kül yığınlarından tespit edilebilmiştir.

 

 

 

                                                                                                                              Resim 1: Katedral, güneybatıdan görünüm

                                                                                                                                  Çizim 1: Katedral, kazı sonrası durumu

 

 

 

                                                                                                               Resim 2: Kazı öncesi, Katedralin çevresinden görünüm

 

 

 

                                                                                                            Resim 4: Kazı sonrası, batı cephe önünden görünüm

 

 

 

                                                                                                                          Resim 5: Doğu cephe önü, “O” açması

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] Texier, 1842: 114; Brosset, 1860: 22-26.

[2] 11-29 Ağustos 2013 tarihlerinde gerçekleştirilen çalışmalara Müze Müdür Vekili Z. Kaptan Yaşlı’nın yanı sıra Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Turgay Yazar, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Öğrencisi Murat Gül, Çanakkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Öğrencisi Cenk Doğan, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Sanat Tarihi Bölümü öğrencisi Şengül Şentürk ile Kars Müzesi’nde görevli Sanat Tarihçisi Ünver Solakoğlu, İnşaat Teknikeri Sıddık Pamuk, Erzurum Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğrencisi Levim Güney ve Boran Bayram (gönüllü öğrenci) katılmıştır; 2014 yılı çalışmaları 14 Temmuz’da başlatılmış, 23.06.2014 tarih ve 2014/6552 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın 16 Ağustos 2014 tarihinde tarafıma ulaşması sonucunda, 22 Ağustos 2014 tarihine kadar kazı çalışmaları başkanlığımda devam ettirilmiştir. Bu yıldan itibaren ekibin değişmez üyeleri Ardahan Üniversitesi’nden Doç. Dr. Sami Patacı, aynı üniversiteden doktora öğrencisi İsaf Bozoğlu, Hacettepe Üniversitesi’nden Yüksek Lisans öğrencisi Murat Gül olmuştur. Ayrıca çalışmalara Pamukkale Üniv. Mühendislik Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden Jeolog Yrd. Doç. Dr. Turgay Beyaz, Mehmet Akif Ersoy Üniv. Fen-Edebiyat Fak. Antropoloji Bölümü’nden Nesibe Küçük ve Mehmet Denli, Erzurum Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden mezun arkeolog Levim Güney, Kafkas Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden Sercan Aydemir, Sıdıka Akdeniz, Cansu Bayar, Ruken Alp ve gönüllü çizimci öğrenci Boran Bayram katılmıştır; 07.07.2015-05.08.2015 tarihlerinde gerçekleştirilen 2015 sezonu çalışmalarında Bakanlık Temsilcisi olarak Van Müzesi arkeologlarından Tahir Kahraman görevlendirilmiştir. Ekip üyelerinin yanı sıra çalışmalara Pamukkale Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun öğrenciler Yeliz Keskin, Pınar Yalınkılıç, Alp Kavas ile öğrenciler Fırat Berkay Oğuz, Alican Akbıyık, Mehmet Nuri Tunçdemir Gökhan Üvez, Ömer Işık, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Sanat Tarihi Bölümü’nden İlknur Elif Aydın, Gülhan Alkan, Neslihan Demirtaş ile Boran Bayram katılmıştır; 2016 yılı çalışmaları 04.08.2016-23.09.2016 tarihlerinde gerçekleştirilmiş olup Bakanlık Temsilcisi olarak Gaziantep Zeugma Müzesi’nden Arkeolog Ayşe Bozkurt görev almıştır. Çalışmalara ekip üyelerinin yanı sıra Pamukkale Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun öğrenciler Yeliz Keskin, Pınar Yalınkılıç, ile öğrenciler Alican Akbıyık, Mehmet Nuri Tunçdemir Gökhan Üvez, Ömer Işık, Ozan Gümeli, Bülent Akgül ile Boran Bayram katılmıştır.

Büyük özveriyle bizlere katkı sağlayan Bakanlık Temsilcilerimize ve tüm ekip üyelerine yürekten teşekkür ederim.

[3] Texier, 1842: 98.

[4] Chamichyan, 1827: 102.

[5] Çeviriyi yapan Sayın Krikor Damadyan’a en içten teşekkürlerimi sunarım.

Duyurular Tümünü Gör